İzleyiciler

borderline etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
borderline etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2020 Cuma

RUH SAĞLIĞI ÇALIŞANLARINDA BORDERLİNE’LARA DAİR MİTLER VE GERÇEKLER



RUH SAĞLIĞI ÇALIŞANLARINDA BORDERLİNE’LARA DAİR MİTLER VE GERÇEKLER

Prof. Dr. Doğan Şahin


GİRİŞ

Başka hiçbir psikiyatrik tanı borderline kişilik bozukluğu kadar etiketlenmeye, ön yargıya, yargılanmaya, alaya, aşağılanmaya ve hatta öfke ve nefrete maruz kalmamıştır. Ruh sağlığı çalışanlarının en az bilgiyle en fazla olumsuz yargıya sahip oldukları tanı borderline kişilik bozukluğudur.  Borderline kişilik bozukluğu, bilgi azlığının nasıl klişelere, mitlere ve ön yargılara neden olabileceğinin en somut örneklerinden biridir.  Ancak borderline’lar hakkındaki etiketlemelerin ve karalamaların sadece bilgisizlikten kaynaklandığını söylemiyorum.

Borderline kişilik bozukluğu vakaları ile çalışmak zordur, ilişkide özenli olmak gerekir, ilgisizliğinizi, mahsustan ilgileniyormuş gibi yapmanızı, reaksiyon formasyonunuzu, onlara karşı olumsuz duygu ve düşüncelerinizi herkesten daha çabuk fark ederler ve başkalarından farklı olarak da bunu söylemekten çekinmezler. Dolayısıyla da ruh sağlığı çalışanlarını sıklıkla yetersiz ve kusurlu hissettirirler.

Bu makalemin tamamı Birey ve Toplumun Psikodinamikleri Üzerine Yazılar isimli kitabımda yayınlanmıştır.

27 Ekim 2015 Salı

NEFRET NE İŞE YARAR?


NEFRET NE İŞE YARAR?

Ya da

NEFRET TEMEL İHTİYAÇLARDAN BİRİ MİDİR?

Prof. Dr. Doğan Şahin
İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı

 
GİRİŞ
Yıllardır borderline (sınırda) kişilik örgütlenmesi gösteren hastalarla çalışırım. Çok hızlı sever, çok kolay nefret ederler. Sevgileri de nefretleri de çok şiddetli ve genellikle kısa süreli olur. Nefret ettikleri şeyi tekrar sevebilir, sevmeye başladıktan sonra da yeniden nefret edebilirler. Sonra gene sevebilirler ya da bir kere nefret ettiler mi bir daha dönüp bakmayabilirler. Daha bir hafta önce, hatta bir gün önce, ondan ayrılamayacağını, onsuz yapamayacağını ya da ne olursa olsun hep hayatında olmasını istediğini söylediği sevgilisinden ya da arkadaşından hiçbir sevgisi kalmamış gibi uzaklaşabilir ya da nefret edebilirler. Bu durumla yüzleştirdiğinizde ise eski duygularını yanlış tanımaya bağlı bir yanılgı olarak değerlendirirler ya da duygularının gerçek olmadığını anladıklarını söylerler.  

Düşündüm ki borderline (sınırda) hastaların neden bu kadar kolay ve sık nefret ettiklerini anlarsak, belki diğer insanların da nefret duygularının ardındaki dinamikleri daha iyi anlamış oluruz. 

Bu makalemin tamamı Birey ve Toplumun Psikodinamikleri Üzerine Yazılar isimli kitabımda yayınlanmıştır.

11 Aralık 2014 Perşembe

CİNSEL YAŞAMIN KİŞİLİK ÖZELLİKLERİNE GÖRE RENKLERİ


CİNSEL YAŞAMIN

KİŞİLİK ÖZELLİKLERİNE GÖRE

RENKLERİ

 

Prof. Dr. Doğan Şahin

İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı, Sosyal Psikiyatri Servisi

 

GİRİŞ

Kişilik, insanların dünyayı, kendilerini ve yaşamı nasıl algıladıkları üzerinde belirgin bir etkiye sahiptir. Aynı şekilde insanların cinselliği algılamaları ve cinsel davranışları da kişiliklerine göre önemli değişiklikler gösterir.  Farklı kişilikte olanların  cinselliği algılama ve yaşama biçimleri farklı olduğu gibi cinselliğe karşı tutumları da farklıdır. Ancak biyolojik ve fizyolojik belirleyicilerin de önemli olduğu cinsel yaşam, kuşkusuz aynı zamanda insanlar arasında bir çok ortaklık barındırır. Bu yazıda uzunca bir zamandır bir yandan cinsel sorunlar bir yandan da kişilik bozuklukları ve sorunları alnında çalışmakta olan biri olarak, daha çok kendi klinik deneyimlerimden yola çıkarak cinsel yaşamın kişilik özelliklerine göre farklılıkları ele alacağım. Ayrıca perversiyonlar ve kişilik üzerinde duracağım.

1.Bağımlı-Depresif kişilik

Yakın çevrelerini oluşturan kişilere karşı aşırı uysal, uyumsal ve yapışkan davranışlar; kendini yetersiz ve çaresiz görmek;  mutlu olmak için sürekli daha güçlü birine dayanma gereksinimi ve yoğun ayrılma korkusu bu kişilik bozukluğunun temel özellikleridir.

Cinsel yaşamlarına gelince: Bağımlı depresif kişiler için cinsel yaşam esasen kişisel güvenliğin sağlanacağı bir alandır. Cinsel eylemler cinsel haz kaynağı olarak yaşanmaktan çok, yakınlık, güvende olma, isteniyor olduğunu hissetme aracı olarak anlam kazanır. Cinsel yaşamdan aldıkları haz isteniyor olmanın verdiği güvenlikten kaynaklanır.

Öte yandan eşlerine hayır demeleri terkedilecekleri ve beğenilmeyecekleri korkusuna yol açacağından istemedikleri şeylere ses çıkarmazlar. Reddilme korkusu nedeniyle taleplerini karşıya iletemezler. Eşlerini memnun etmeye yönelik bir tarzda sevişirler. Kendi zevklerinden çok eşlerinin taleplerine dikkatlerini yöneltirler.

Bağımlı depresif erkeklerde eşlerinin tatmin olması kendi hazlarından daha önemlidir ve önemli bir yük oluşturabilir. Özellikle cinsel sorunu ya da çeşitli zorlukları olan bir eşle birlikte olan bağımlı-depresif erkeklerde yetersizlik ve başarısızlık korkularına ikincil olarak cinsel sorunlar ortaya çıkabilmektedir.

Bağımlı-Depresif karekterlerin bir kısmı belli ölçülerde mazohistik eğilimler gösterirler.

Seksüel perversiyon olarak mazohizm, orgazm ve seksüel uyarılmayı başarmak için mazohistik davranışlar şeklinde tekrarlayıcı ve zorunlu davranışlardır ( Freud 1905)

Mazohistik davranışlar fiziksel acı yaşama, emosyonel olarak acı çekme, aşağılanma ihtiyaçlarını içerebilir. Seksüel perversiyonların şiddetinin seviyesi, mazohistik karekter patolojisinin şiddetinin seviyesiyle paralellik gösterir.(Kernberg)

Nörotik Seviyede Mazohistik Perversiyon

Seksüel mazohizm, güvenli olarak yaşanan bir obje ilişkisi çerçevesinde ortaya çıkan bir tür senaryodur. Tipik bilinçdışı dinamikler ödipal çatışmalar çerçevesindedir. Ensestiyöz anlamı olan seksüel doyumu elde etmek için, katı süperegoyu yumuşatmak ve kastrasyon anksiyetesini inkar etmek ihtiyacını içerir. Bilinçdışı senaryolar aynı zamanda karşı cinsle çatışmalı identifikasyonları ve cezalandırıcı sadistik ensestiyöz objeyle identifikasyonu içerir.

20’li yaşlarda bir kadın hastam, ancak kendisine oldukça kaba davranan erkeklerle olan cinsel ilişkiden haz alabiliyordu. Orgazm ise sadece mastürbasyonla ve kendisinden  sosyo-ekonomik açıdan bir hayli düşük, kaba ve pis erkekleri hayal ettiğinde mümkün olabiliyordu. Bu hastada mazohistik fanteziler ödipal çatışmadan kurtulmanın bir aracı işlevi yanında cinsel haz için süperegoya ödenen bir bedel olarak işlev görmekteydi.

 

Borderline Kişilik Örgütlenmesi Düzeyinde Mazohizm

Güvenliklerini tehlikeye sokacak biçimde kendini yaralayacı davranışlar sergilerler hatta kazara ölümlere yol açabilecek ölçüde tehlikeli  durumlar yaratabilirler. Kernberg’in verdiği iki klinik örnek tipiktir: Barlarda rastladığı kişilere kendisini bağlayarak ve aşağılayarak ilişki kurmasını teklif eden 20’li yaşlarda bir kadın, bir diğeri yaşlı ve siyah erkekler tarafından kendisine fahişeymiş gibi davranıldığında ancak uyarılabilen bir kadın. Benim de benzer özellikler gösteren iki hastam olmuştu. Birincisi cinsel haz alabilmek için para karşılığı erkeklerle yatıyordu; diğeri üniversite eğitimli 30’lu yaşlarında bir kadındı ve yolda tanıştığı şoförler, hamallar ya da serserilerle yatmaktaydı. Borderline düzeydeki mazohizmde bazan da anal, oral, üretral içerikler igrenilmeksizin mazohistik paterni renklendirir ve daha primitif nitelikler katar.

Bu vakalarda ortak özellikler şunlardır

1.   Güçlü primitif agresif impulslar

2.   Şiddetli obje ilişkileri patolojisi

3.   Preödipal çatışmaların domine olması ve seksüel mazohistik bir senaryo amacı

4.   Süperego fonksiyonlarının entegrasyon eksikliği

 

2.Obsesif-Kompulsif kişilik

Esneklik, açıklık ve verimliliği yok edecek tarzda düzenlilik, mükemmelliyetçiliğe aşırı önem verme, ilişkilerde ve duygulanımda aşırı kontrollü olma, kesinliği ve kuralcılığı vurgulama, olmalı, yapılmalı tarzında düşünce biçimi temel özellikleridir.

Cinsel yaşamlarına gelince; Birçok obsesif karakterin sevişmeyi çeşitli biçimlerde rutinleştirerek kontrol ettikleri gözlenir. Sıklıkla haftanın belli günlerinde sevişme alışkanlıkları vardır. Sevişmekle ilgili “yaramazlık yapmak” gibi özel adlandırmalar kullanırlar.  Belirli bir düzen ve sıralama dahilinde sevişme alışkanlıkları gösterirler. Sevişmeye geçmeden önceki dönemle başlayan ve çoğunlukla banyo yapmakla biten davranışlar zinciri değişmez bir sıra gösterir. Sevişmede kontrolünü yitirme korkusu ile kendini bırakamama sık rastlanan bir sorundur ve bazan orgazm ve boşalma zorluklarına neden olur. Sevişmede temizlik ve kirlenmeye aşırı dikkat etmeleri sevişmenin hazzını ketleyici olabilmektedir. Obsesif kompulsif bozukluğun eklendiği bir kaç obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu vakasında neredeyse sevişmenin olanaksız olduğu kompulsiyonlara rastlamıştım. Bu vakalardan biri eşi ve kendisinin uzun bir ritüel halinde süren temizlik işlemlerine karşın ne kendisi eşine dokunuyor ne de eşinin kendisine dokunmasına ya da öpmesine izin veriyordu. “Sevişme”yi sadece cinsel organlarını birbirine sürterek gerçekleştiriyorlardı.

3. Çekingen (Kaçıngan) kişilik

Toplumsal ketlenme, yetersizlik duyguları ve olumsuz değerlendirilmeye aşırı duyarlıkla seyreden kişilik. Kaçıngan ya da çekingen kişilik bozukluğunun aslında paranoid, narsisitik ve depresif-mazohistik kişilik bozukluklarından birinin görünüm olabileceğine ve bağımsız bir çekingen kişilik bozukluğu kategorisinin bulunmadığına inanmaktayım.  Dolayısıyla  cinsel yaşamlarını da ilgili kişilik özelliklerini anlatırken yer vermiş olacağım.

4.Histerik kişilik Histerik kişilik kimlik hissinin tamlığı, kararlılık kapasitesi, sağduyu, duygusal zenginlik, başkalarıyla empatik ilişkiler, ambivalans ve çatışmaları tolere etme kapasitesi ile belirli bir kişilik kategorisidir. DSM’ de yer almaz.

Duygusal derinlikleri iyi düzeyde olmasına ve empati kurabilme yeteneklerine karşılık karşı cinsten ebeveyne yönelik libidinal yatırımın çözümlenmemesi ve bastırılması cinsel yaşamlarını belirlediği gibi tüm yaşamlarını da seksüalize etmelerine yol açar. Karşı cinsi uyarır ancak ensest korkusu nedeniyle cinsel yaşamları çeşitli düzeylerde ketlenmeler gösterir.

Histerik Kadınlar:

Emosyonel labilite bu kadınların baskın karakteridir. Diğer insanlarla kolay ilişkiye girerler. Sıcak ve süreklilik gösteren ilişkileri vardır. Yalnız en önemli ayrıntı seksüel cevaptaki inhibisyondadır. Genelde dramatiktirler hatta histrionik. Bu afektleri kontrollüdür ve sosyal olarak uyumlu niteliktedir. Emosyonel olarak labildirler ama ilişkilerinde tutarsız ve önceden tahmin edilmeyecek şeyler yaptıkları görülmez. Sadece yüz yüze olduklarında emosyonel kontrollerini kaybeder. Bunlar özellikle seksüel ya da rekabetle ilgili ciddi çatışmalar yaşadıkları insanlarla ortaya çıkar. Bilişsel kapasiteleri korunmuştur ve immatür emosyonel durumlarına karşın kompleks insan ilişkilerindeki anlayışlılıkları gelişmiştir. Toplumsal ilişkilerinde ve önemli nesne ilişkilerinde infantil ve bazı durumlarda özellikle ebeyven olarak algıladırkları kimselerle regresif olabilirler.

Rahat sosyal kontakt kurarlar bu  eksibisyonizme eğilimle karışır ve diğerlerine artmış bağımlılıkları vardır. Özellikle seksüel anlamda, sevilmek, ilginin odağı olmak isterler. Diğer insanlar tarafından değerlendirilmelerine olan bağımlılıkları sosyal gerekliliklerin gerçekci yorumlanabilmesi ile  dengelenmiştir. Bazı histerik kadınlar çekingen sessiz gözükebilirler ama bunların da incelikli provakatif seksüel ayartıcılıkları vardır. Histerik kadınlar tipik olarak seksüel ketlenmeyle kombine yalancı hiperseksüalite gösterirler.  Seksüel ilgileri triangüler niteliktedir. Başka kadınlarla birlikte olan erkelere yöneliktir. Erkekleri baştan çıkarıcı davranırlar ancak baştan çıkardıkları erkeklerin yaklaşımını  şaşkılıkla karşılarlar. Çünkü sedüktif davranışlarına karşı bilinçsizdirler. Reddetme, korku ve kızgınlık tarzında tepki verirler. Histerik kadınlar hem erkekler hem de erkeklerle olan diğer kadınlarla rekabet halindedirler. Erkeklerle yarışmaları yetersizlik hislerinden kaynaklanan bilinçli ya da bilinçsiz korkulara bağlıdır. Yarışmacı histeriklerin yanında uysal histerik kadınlar da vardır. Bunların fiksasyonları sıklıkla mazohizmi yansıtır. Bazı kadınlar kendilerine sadistik davranan erkeklere karşı boyun eğerek ve böylelikle suçluluk duygusunun bedelini ödediklerini düşünürler.

Histerik erkekler:

Histerik erkekler histerik kadınlar gibi emosyonal dramatizasyon ve affektif kararsızlık eğilimleri vardır(Blacker ve Tupin 1977). Aynı zamanda özellikle yakın ilişkilerinde emosyonel patlamalar, tepinme reaksiyonları, ve impulsif ve infantil davranışlar gösterirler. Aynı zamanda sıradan sosyal durumlarda değişik davranışlar sergileme kapasiteleri de vardır.

Histerik kişilikli erkekler seksüel uyum için başlıca iki tip davranış sergilerler;

1)  Yalancı hiper maskülinite: Kültürel olarak kabul edilen maskülen davnranışlarda bulunurlar, kadınlar üzerinde baskınlık ve üstünlük gösterme eğilimlidirler, bağımsızlık arzusu, bağımsızlık üzenrinde özellikle durmak, dominan davranışlar sergilerler ancak istediklerini elde edemezlerse çocuksu küskünlük gösterirler.

2)  Sedüktif efemine davranışlar: Baştançıkarıcı, incelikli bir efeminetin eşlik ettiği  flörtöz infantil seksüel davranışlar gösterirler. Kadınlara karşı bağımlı çocuksu yaklaşımları olan  heteroseksüel sadakatsiz tutumlar sergilerler. Bunun bir biçimi de dominan kadınlarla geçici gibi görünen bağımlı ilişkiler kuran Don Juan tipidir.

5.Paranoid kişilik

Temel özellikleri, insanların  söz ve davranışlarını gerçek dışı bir biçimde kötü niyetli, ona zarar vermeye yönelik olarak görerek, güvensizlik ve kuşku duyma eğilimidir. Temel inançları kendilerine kötülük yapılacağı ve zarar görecekleridir. İnsanların kötü ve istismarcı olduklarını varsayımı ile hareket eder. Sürekli gelebilecek kötülüklere karşı tetikte bulunmak ihtiyacındadırlar.

Cinsel yaşamlarındaki özelliklerini iki başlıkta gruplayabiliriz

1)Kıskançlık:Eşlerinin kendilerini aldatabileceği kuşkusu içindedirler.Paranoid tipteki kıskançlık aldatma arzularının projekiyonundan kaynaklanır. Kendi aldatma arzularını kontrol edebilmek için cinsel eşlerini sürekli itham ederler, aldatıldıklarına ilişkin kanıtlar ararlar ve ilgisiz olayları aldatılmanın belirtileri olarak sayarlar. Böylelikle hem kendi bilinçdıyı arzularıın suçluluğundan kurtulmaya çalışırlar hem de kendi “iyi” olma tasarımlarını korumuş olurlar. Öte yandan bu yolla eşlerine baskı ve eziyet ederek agresyonlarını kısmen boşaltmış olurlar.

2)Kötülük yapılacağı ve zarar göreceklerine inandıklarından, sürekli gelebilecek kötülüklere karşı tetikte bulunmak ihtiyacındadırlar ve. kendilerini cinsel haz için karşısındakine bırakamazlar: Bu da gene kendi kızgınlıklarının ve agresif bilinçdışı fantezilerinin projeksiyonundan ve pregenital nesne tasarımlarının “kötü” oluşundan kaynaklanır. Kötülük görebilecekleri endişesi cinsel yakınlık için zemin oluşturabilecek insani yakınlığı önemli ölçüde ketleyerek cinsel yaşamın sıkıntılı olmasına yol açar. Benim izlediğim paranoid kişilik bozukluğu vakalarının çoğu daha cinsel bir partner bulma aşamasında önemli ketlenmeler yaşamaktaydılar.

6.Şizoid kişilik

Temel özellikleri toplumsal ve kişilerarası ilişkilerden uzak durma ve duygu ifadesinde kısıtlılıktır. Yakınlık ve ilişkiye izin vermeyecek bir biçimde otonomi ve alkırılığa aşırı bir önem verme vardır. Kendilerini tek başlarına yeterli bulurlar. Diğer insanlarla ilgili olarak onlardan alabilecekleri bir şey olmadığını varsayarlar.

Cinsel ilişki için isteksizlik gösterirler ve çaba harcamazlar. Şizoid kimseler cinsel ilişki kurmaksızın da yaşamlarını sürdürebileceklerini ve böyle bir gereksinimlerinin pek olmadığını düşünürler. Eğer partnerleri varsa ancak onların girişimiyle  cinsel ilişki kurarlar. Cinsel ilişki sırasında karşılarındakinin ne hissettiğine önem vermedikleri gibi kendilerinin ne hissettiklerine dikkat etmezler. Cinsel ilişki daha çok fizyolojik bir boşalma sağlar. Mastürbasyonla cinsel ilşki arasında fazla bir fark görmezler.

7.Şizotipal kişilik

Temel özellikleri bilişsel ya da algısal çarpıklıklar ve alışılagelmişin dışında davranışlardır. Kısıtlı ve uygunsuz duygulanımın yanısıra yakın ilişkilerde birden bire rahatsızlık duyma ve yakın ilişkilere girebilme becerisinde azalma görülür. Sanrısal düzeye ulaşmayan paranoid, referans, büyüsel düşünce gibi düşünce bozuklukları gösterirler.

Şizotipallerin cinsel yaşamına gelince; bunları daha çok borderline kişilik örgütlenmesi içinde değerlendirmek gerekmekle birlikte bazı özel durumlara da rastlanır. İnsanların bazı gizli niyetlerinin olduğu varsaymı ile hareket ettiklerinden ancak güvenli oldukları ilişkilerde cinsel ilişkiye girerler. Başkalarınca acaip karşılanmamak için istemeseler de cinsel  ilişkiye rıza gösterebilirler. Cinsel yaşamları çeşitli büyüsel ya da referans düşünceleriyle karışır. Cinsel yaşamları bazan hezeyana yakın garip durumlar gösterir. Fantazi ile gerçeğin sınırlarının oldukça bulanık olduğu, 20 yaşlarında, üniversite öğrencisi, erkek bir hastam, meleklerle cinsel ilişki kurduğu fantazisi ile mastürbasyon yapıyordu, bazan da sadece bir meleğin kendisini baştan çıkardığı fantazisi kurarak elle kendisini uyarmaksızın orgazm olabiliyordu..

8. Antisosyal kişilik

Antisosyaller başkalarının da bir takım hakları olduğunu ve onların da insan olduğunu neredeyse inkar eden kimselerdir. Kendi çıkarları ve gereksiinmleri neyi gerektiriyorsa onu yaparlar ve davranışalrının başkalarına zarar vermesi ya da rahatsız etmesiyle ilgilenmezler. Amaçların ulaşmak için her türlü yolu deneyebilir. Çok yakın ve ilgili gibi davranabilirler.  Başkalarına yönelik tehlikeli, tacizkar ve ya saldırgan davranışlarda bulunabilirler

Cinsel yaşamlarına gelince; İlişkilerinde bağıllık, sadakat gibi kavramlara yer yoktur. Dürtülerini deneteleyemedikleriden herhangi biriyle herhangi bir şekilde ilişkiye girebilirler. İlişkilerinde tüm dikkatleri kendi arzuları ve isteklerine yöneliktir.Karşı tarafı kendi arzularını gerçekleştimek için zorlayabilirler. Her türden perversiyon göseterebilirler. Bunlar arasında sadistik olanları seyrek değildir. Keza Suçluluk, yasak, gibi kavramları olmadığından çocuklrla, akrabalarla, yaşlılarla ilişki kurabilirler ve bunlardan dolayı da suçluluk hissetmezler.

9. Narsisistik Kişilik

Önemli biri olduğuna ilişkin inanç ve fantaziler, eleştiriye aşırı duyarlılık, başkalarıyla empati yapabilme kapasitesinde eksiklik ve haset ile seyreden kişilik örüntüsüdür.

Tipik narsisitik, atak, baştançıkarıcı, evlilik dışı ilişkilere açık biridir. Başkalarıyla cinsel ilişki ve yakınlık kurma motivasyonu hayran olunmasını temine yöneliktir. Birlikte olduğu kişileri ayrı bir varlık olarak değerlendiremezler. Başkaları kendisine hayran oldukları sürece anlamlı ve değerlidir. Eleştirildiklerinde ya da kendisini beğenmediklerini düşündüğü kimselerden uzaklaşırlar ya da daha baştan uzak dururlar. Gerçek anlamda birlikte oldukları kimseleri  sevemezler.

Başkalarının duygularını anlamak ve önemsemek konusundaki zorlukları dolayısıyla kendi  geneksinimleri olduğunda aşırı talepkar ve sosyal olarak kabul edilemez cinsel davranışlar için ısrarcı olabilirler.

Malin narsisismi olan hastalar perversiyonların en ciddi tiplerini ortaya koyarlar. Malin narsisizmi olan hastaların süperegolarında;

1)  Patolojik grandiyöz selfleri dışında idealize süperego prekürsörlerinin yokluğu

2)  Erken dönem sadistik süperego prekürsörlerinin baskınlığı,

3)  Obje temsilcilerinin sadistik düşmanlardan elde edilmesine bağlı, şimdiki durumun fantazide intrapsişik pekişmesi patolojileri mevcuttur .

Patolojik grandiyöz kendilik: sadistik kendilik ve obje temsilcileri etrafında  netleşir ve idealize süperego prekürsörlerini absorbe eder.

Bu hastaların seksüel fantazileri sadistik ve mazohistik hastaların fantazilerine benzer.  Tüm seksüel isteklerin tutarlı agresivizasyonu bulunur. Genital penetrasyon genitallerin yok edilmesi veya vücut kavitelerinin pislik ile doldurulması ile eşdeğer bir hal alır. Penis vücudu kaplayan zehirin kaynağı olarak kanibalistik yıkım ile birleştirilen elde edilemeyen göğüslere karşılıktır. Seksüel amaçların diferansiasyonun yokluğu sonunda oral, anal ve genital fantaziler yoğunlaşmıştır ve seksüel gelişimin tüm dönemlerin impulslar ve korkular eş zamanlı olarak gelişir. Erkek ve kadın seksüel karekterlerinin diferansiyasyonunun olmayışıyla homoseksüel ve heteroseksüel impulslar kaotik bir biçimde içiçe girer. Seksüel promüskite bu hastaları kontrolsüz bir biçimde şiddet patlamasıyla tehdit eden, seksüel partnerleriyle  derin bir ilişkiye girmelerini engeller.

Malin narsisizmi olan bazı hastalartehlikeli agresif davranışları olan sadistik perversiyonlar gösterirken, seksüel perversiyon göstermeyebilirler. Bir kısmı anal ilgilerini direkt ifade eden tuhaf perversiyonlara sahiptir.

 

Malin narisizmi olan kimselerde kendine zarar verici, impulsif, süisidal davranışlara da sık rastlanır. Mazohistik seksüel perversiyonarın en şiddetli seviyesi, idealize edilmiş eksterem derecede sadistik primitif objeye boyun eğiş veya dini ritüellerin bir parçası olarak, kendini kastre etme davranışıdır.

Acının ve kendine zarar vermenin erotize edilmesi, yaşam ve ölüm üzerinde bir zafer kazanma amacındadır, aynı zamanda tüm obje ilişkileri üzerinde bir zafer kazanma anlamına gelir.

10. Histrionik Kişilik Bozukluğu

Histrionik kişilik bozukluğu Borderline kişilik organizasyonu kategorisi içinde değerlendirilmelidir. Kimlik difüzyonu, nesne ilişkilerinde ciddi patolojiler, impuls kontrol eksikliği, spilitting merkezli ilkel savunma mekanızmalarının mevcudiyeti söz konusudur. Ben merkezli, kendilerine karşı hoşgörülü, diğer insanlara ciddi bağımlılıkları olan, kimselerdir. Histeriklerdeki gibi derin ve anlamlı ilişkileri yoktur. Diğerlerini olduğu kadar derinde kendilerini anlamakta da güçlük çekerler. Çocuksu, diğer nesne ilişkilerindeki değişken tabiatlarıyla histerik karekterle zıtlık oluştururlar. Sürekli ilgi ve takdir bekleme, reddilmemek için diğer insanları nasıl etkilediklerini sürekli kontrol etme, benlik saygılarının başkalarının ilgi ve takdirine bağlı olması temel özellikleridir.  Genelde yüzeysel, yapay ve abartılı davranışlar sergilerler.  Bekledikleri ilgii görmedikleinde çevrelerindeki insanları manipüle edebilmek için dramatik davranışlar sergilerler. İçinde yaşadıkları olaylara odaklanamazlar.

Genel olarak uygunsuz eşler seçerler.

Promüskit, genelde biseksüel ve polimorf pervers seksüel davranışlar sergilerler ve antisosyal eğilimler gösterirler.

Histrionik karekterde, histerik karektere oranla bağımlı ve eksibisyonist davranışların seksüel niteliği daha azdır. Histrionik olan bu seksüalize davranışları  uygunsuz yaparak eksibisyonizm ve bağımlılık duygularını daha çok açığa çıkarırlar. Aynı zamanda seksüel inhibisyonları daha azdır ve daha promüskittirler. Histironik kişinin seksüel hayatında, aykırı seksüel fantaziler ve polimorf infantil seksüel davranışlar gibi represif niteliklerin azlığı ve dissosiyatif niteliklerin yaygınlığını gösteren özellikler bulunur. Mazohistik eğilimler gösterebilirler ama bu seksüel davnranışlarla yakın ilişkili değildir.

Cinsel yaşamlarında en dikkati çeken özellikleri baştançıkarıcılıklarıdır. Aslında beğenilme ve ilgi görmeye yönelik ilgi arayışı içindedirler ve cinselliği ilgi görmenin bir aracı olarak kullanırlar.

11.Borderline kişilik

Kişilerarası ilişkilerde, kendilik algısında ve duygulanımda tutarsızlık ve belirgin dürtüsellikle seyreden kişilik bozukluğu. Terkedilmekten kçınmak için çılgınca çabalar gösterme, insanları aşırı yüceltme ile değersizleştirme arasında gidip gelen, gergin ve tutarsız kişilerarası ilişkilerin varlığı, yineleyen intihar girişimleri ya da tehditleri, sürgen boşluk hissi, öfke kontrolünde zorluk temel özellikleridir.

Cinsel yaşamları oldukça fırtınalıdır. Sık partner değiştirebilirler. Cinsel eşlerine büyük bir tutkuyla bağlanır ve terkedilme korkusu içinde davranırlar ancak tutkuları küçük bir olayla nefrete dönüşebilir. Çeşitli düzeylerde cinsel perversiyonlar gösterirler ( Sheey ve ark 1980). 

Borderline’ ların kaotik seksüel fantazileri ve davranışları ile perversiyonlar arasında bazı benzerlikler bulunmaktadır. Perversiyonların bilinçsiz çatışmalarında bulunan yapılar borerline’ların belirli dinamik yapılarıyla ortaklık gösterir.

Borderline Kişilik Örgütlenmesinde Cinsel Yaşam ve Perversiyon

Kernberg, şizoid, şizotipal, paranoid, antisosyal, borderline, histrionik ve hatta narsisistik kişilik bozukluklarını bir bölümünü borderline kişilik örgütlenmesi kapsamında değerlendirmektedir. Borderline düzeyde işlevsellik ve kişilik örgütlenmesi gösteren bu kişilik bozuklukları farklı fenomenolojilerine karşın ortak bir başlık altında değerlendirilebilir. Borderline kişilik örgütlenmesi gösteren kimselerde cinsel yaşam bir çok zorluğu,  çarpıtmayı ve çeşitli parafilik davranışları görmek mümkündür. Borderline kişilik örgütlenmesi gösteren kişilerde nevrotiklere göre parafilik davranışlar daha sıktır. 

Borderline kişilik organizasyonu gösteren hastalarda ebeveyn figürlerine yoğun pregenital ve özellikle oral agresyonu mevcuttur (Kernberg 1975). Bu agresyon erken ebeveyn imajlarının paranoid çarpıtılmasına neden olur. Çocuğun özellikle oral ve anal sadistik yatırımları annenin  potansiyel tehlikeli olarak algılanmasına yol açar. Anneye duyulan nefret, çocuğun fantazisinde  anne ve baba tek birim olarak görüldüğünden ebeveyne duyulan nefrete dönüşür. Baba imajının öncelikle anneye yöneltilmiş agresyonla kontamine olması, splitting operasyonu sırasında ebeveynlerin ayırd edilmemesi hem kız hem de erkek çocuklarda tehlikeli anne baba imajını yaratır.  Sonuçta daha sonra tüm seksüel ilişkileri tehlikeli ve agresyon içeren ilişkiler olarak algılanır. Oral öfke ve korkularından kaçabilmek çabasıyla  prematüre genital çabalar gelişir ama genellikle bu çaba pregenital agresyonun yoğunluğu sebebiyle boşa gider.

Kernberg’in B-L hastalara ilişkin belirttiği bulgular şöyle özetlenebilir;

Bir: Ödipal rakibi, korkutucu, aşırı tehlikeli ve destrüktif olarak algılama. Ödipal çatışmada yaygın bir agresyon vardır. Kastrasyon anksiyetesi ve penis haseti aşırı abartılıdır. Seksüel ilişkiye karşı yasaklar vahşi ve primitif bir kalite taşırlar ve şiddetli mazohistik eğilimler söz konusudur.

İki: İlkel öfkeye karşı savunmacı işlevi nedeniyle, pozitif ödipal ilişikde heteroseksüel aşk objesi; negatif ödipal ilişkide de homoseksüel aşk objesi aşırı idealize edilmiştir. Bu nedenle, hem bu tip aşk objeleri için özlem ve bunların gerçekdışı idealizasyonu, hem de pozitiften negatif obje ilişkisine dönüş ile idealizasyonun hızlı: yıkımı olasılığı mevcuttur.

Üç:Kısmi tasarımların yoğunluğu, ve ilkel fiksasyonlar nedeniyle ebeveynsel bir objeyle olan her ilişkide ve transferansta ciddi çarpıtmalar söz konusudur.

Dört: Ciddi pregenitel fiksasyonlar, örneğin penise besleme/vermeme veya annneyi cezalandırma;  vajinaya da açlık/ beslenme veya agresif ağız gibi sembolizasyonlara yol açar.

Beş: Pre-ödipal çatışmalar ve ilişkiler prematüre ödipalizasyon şeklinde kendini gösterir. Defansif progresyon erkekte oral agresif çatışmaların anneden babaya yer değiştirmesine ve kastrasyon anksiyetesini ve ödipal rekabeti, kızda ise penise imrenmeyi artırır. Kızların annelerine olan pregenital agresyonları, erkelerle olan ilişkilerinde mazohistik eğilimlerle yansır. Ebeveynler arası seksüel ilişkilerin agresif yorumu etrafında biçimlenen primitif çatışmalar, daha sonra sunulan  tüm sevgilerin nefrete dönüşmesine neden olabilir. Çoğunlukla impuls ve çatışmaların bir ebeveynden diğerine defansif yöneltilmesi biseksüel ebeveynsel imajların  şaşırtıcı, fantastik kombinasyonlarının gelişmesine neden olur.

Anneye ait yoğun preödipal korkuların etkisi altında erkeklerde negatif ödipus kompleksi pekişmesi, anneden babaya yönelen agresyona bağlı preödipal çatışmalarla kombine olduğunda; çogunlukla preödipal olarak belirlenen erkeklerdeki bir tip homoseksüaliteye yol açabilir. Buradaki bilinçdışı istek, tehlikeli engelleyici anne tarafından yadsınan oral memnuniyetin babadan elde edilmesi için babaya seksüel olarak bağlanmaktır. Bu tip erkek homoseksüalitesinde hem anne hem baba (ve heteroseksüalite) tehlikeli kabul edilir ve homoseksüalite oral ihtiyaçların elde edilmesinde uygun yol olarak kullanılır.

 

KAYNAKLAR

1.    Amerikan Psikiyatri Birliği. (1994)Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı, Dördüncü Baskı (DSM-IV). Köroğlu E (çev.) Hekimler Yayın Birliği, Ankara

  1. Kernberg OF(1989) The narcissistic personality disorder and the differantiel diagnosis of antisocial behavior. Psychiatr Clin North Am 12: 695-707.

3.    Kernberg OF(1992) Aggression in Personality Disorders and Perversions. Yale University Press, New Haven.

4.    Kernberg OF(1995) Love nelations-normality and pathology. Yale University Press, New Haven and London.

  1. Scharff DE (1982) The sexual relationship, A Tavistock/ Routledge Publication, New York.

6.    Şahin D (1998) Cinsel yaşamın kişilik özelliklerine göre renkleri. 7. Anadolu Psikiyatri Günleri Kitabı 24-27 Haziran, Malatya s:152-163

  1. Blacker KH, Tupin JP (1977) Hysteria and hysterical structures: Developmental and social theories. In Hysterical Personality. (Ed: MJ Horowitz) Jason Aronson New York 2:97-140

 

 

8 Eylül 2014 Pazartesi

Günümüzde Aşk ve Yakın İlişkiler

AŞK KAÇIYOR

Her 100 kişiden 20'si Borderline ve kişilikler sınıra yaklaştıkça aşk kaçıyor.
  • Giriş : 05.04.2013 15:30
  • Güncelleme : 09.04.2013 07:03

Aşk kaçıyor
Türkiye Psikiyatri Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Prof. Dr. Doğan Şahin'e göre, başrolünü Glenn Close'un oynadığı "Öldüren Cazibe" filminde anlatılan, zaman zaman gerçek ile hayali birbirinden ayırt edemeyen kişilik örgütlenmesi olan "borderline" insanlar topluluğu toplumda giderek artıyor. Zira psikolojik olarak her 100 kişiden 20'si "borderline", yani "sınırda"... Bütünlüklü bir kişilikten uzaklaşan insanlar ise artık "aşkın kıyısı"ndan bile geçemiyor.


Ayrıldığı sevgilisinin tiyatro oyununu basıp yumurta attığı için son günlerde hakkında çok konuşulan tiyatro sanatçısı Ali Sürmeli gibiler çok yakında tarihe karışacak. Türkiye Psikiyatri Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Prof. Dr. Doğan Şahin'e göre, devir Frederic Beigbeder'in yazdığı, beyaz perdeye de uyarlanan "Aşkın Ömrü Üç Yıldır" devri. Şahin bunu şu sözlerle açıklıyor: "Aşk, bu atmosferde ancak üç sene sürüyor. Çünkü içinde bulunduğumuz ortam, aşkın yeşermesine, dallanıp budaklanmasına izin vermiyor.

Günümüzün koşullarında, daha esnek, duygusal yatırım yapmadan, çok fazla aşık olmadan yaşamak isteyen bir model ortaya çıkıyor. 'Hayat kısa, değmez bir kıza' prensibi yaygınlık kazanıyor." Şahin, başrolünü Glenn Close'un oynadığı, 1987 yapımı 'Öldüren Cazibe' filminde anlatılan, zaman zaman gerçek ile hayali birbirinden ayırt edemeyen kişilik örgütlenmesi olan 'Borderline' insanlar topluluğunun ise toplumda giderek arttığının altını çiziyor. Zira psikolojik olarak her 100 kişiden 20'si 'borderline', yani "sınırda"...

*Günümüzün giderek hızlanan hayat tarzı, ruhsal açıdan insanlarda nasıl bir etki bırakıyor?
Bütünlüklü bir kimliği olmayan insanlar topluluğunun oranının gittikçe arttığına şahit oluyoruz. Eskiden ruhsal yapılanmalarının organizasyonu açısından insanları, "nevrotikler" ve "psikotikler" olmak üzere iki temel kişilik yapılanması grubuna ayırıyorduk. Nevrotikler gerçeği değerlendirme yetisi tam, bütünlüklü bir kimliğe sahip ve üst düzey savunma mekanizmaları kullanan bir grup. "Psikotikler" ise, gerçeği değerlendirme yetisinde bozukluklar olan, kimlik bütünlüğünü kaybetmiş ve alt düzey savunmalar kullanan bir gruptu. "Psikotikler"in oranının yüzde 1, geri kalanının ise "nevrotik" olduğu düşünülüyordu.

*Sonra yeni bir gruba daha mı bölündük?
40 yıldır belirgin hale gelen bir başka grubun farkına vardık. Bu grubun, gerçeği değerlendirme yetisi yerinde gibi görünüyor. Ancak bazı stres durumlarında kısa süreliğine gerçek ile hayali karıştırıyorlar. Örneğin kız arkadaşının kendisini aldattığından sadece şüphe etmiyor. Bilakis yüzde 100 aldattığına emin. Ya da gerçek olmadığı halde, patronunun onu işten çıkaracağına ilişkin kesin bir kanaat geliştiriyor. Bu grup her iki grubun arasında yer aldığı için de "borderline" (sınırda) kişilik örgütlenmesi diyoruz. "Borderline" dediğimiz bu grubun oranı giderek artıyor. Şu anda yaşadığımız toplumda yaklaşık olarak her 100 kişiden 15 ila 20'si "borderline" kişilik örgütlenmesi gösteriyor.

*Dünyada mı yoksa Türkiye'de mi?
Dünyada. Türkiye'de de böyle olduğunu varsayıyoruz. Ama bir toplum ne kadar modernize olursa, oran o kadar artıyor. Geleneksel toplumlarda daha az oranda görülüyor.

Evlenme oranları azalacak

*"Borderline" modernite hastalığı mı?
Modernite ile artan bir şey. Ama daha evvel hiç yoktu diyemeyiz.

*Bir insanın "borderline" olmasını sağlayan en önemli koşullar nedir?
En önemli faktörlerden biri nesne sürekliliğinin olmaması. Yani bir çocuğu hem duygusal açıdan, hem de fiziki varlık açısından sabit bir anne yetiştirirse, o çocuğun borderline olma ihtimali daha zayıf. Ama çocuk arada büyürse, onun "borderline" olma ihtimali çok artıyor. Çocuğa sabah anne, öğle anneanne, akşam bakıcı bakarsa, yani çocuğa kimin baktığı belli olmazsa, ya da bakıcıların çocuğa davranışlarında tutarlılık yok ise bu durum ortaya çıkabiliyor. Modern yaşam da bunu getiriyor.

*Borderline tipleri nasıl tanırız halk arasında?
Aklına estikleri gibi davranırlar. İstikrarsızlık ve dengesizlik en önemli özellikleridir. Sinirlendiklerinde istifayı basıp giderler. İlişkilerinde çok çabuk samimi olurlar, çok çabuk vazgeçerler. Aşkları, devlerin aşkı gibi çok büyük olur ama çabuk biter. Yani bir insanı yavaş yavaş sevme, kabullenme diye bir şey yok. Göklere çıkarır, yerin dibine sokarlar. Maymun iştahlılık gösterirler. Büyük bir hevesle gitar çalmaya başlar. Bir bakmışsın, bir yıl sonra değişip, seyyah olmuş, Hindistan'a gidiyor. Toplumsal değişiklikler bir yandan borderline kişilik örgütlenmesi gösteren insanların oranını arttırırken, bir yandan da "borderline" olsun olmasın, herkesi etkileyen değişikliklere yol açıyor. Bu da yeni bir ilişki biçimine yol açıyor.

*Nedir bu yeni ilişki biçimi?
Daha esnek bir insan modeli ortaya çıkıyor. Bu yeni insan tipi, herhangi bir şeye bağlanmak istemiyor. Duygusal yatırım yapmadan, çok fazla önemsemeden, çok fazla aşık olmadan yaşamak istiyor. Projeye dönüşen bir ilişki modeli. Aslında insanların işleri de projeye dönüşüyor. Kadrolu elemanlar giderek azalıyor. Şirketler her yıl yeniden sözleşmeli olarak o koşullar uygunsa eleman alıyor. Altı ay sonra bu koşullar değişiyor. İlişkiler de aynı böyle olacak. Mesela bir hastanede çalışan iki kişi, o anda mevcut koşullar gereği, beraber oluyorlar. Biri mecburi hizmete gidiyor. Ve ayrılıyorlar. İnsanlar artık giderek evlenmeyecekler, evlenme oranları giderek azalacak. Çünkü evlenmek de büyük bir bağ.

"İnsanlar artık aşık olmuyor"

*Son yılların trendi mi bu?
Yeni dünya. Artık insanlar, "borderline" olmasalar bile, hiçbir işe kanıyla, canıyla girmiyorlar. Aşk için de dağları delmiyor, çöllere düşmüyor.

*Son dönemde Türkiye'de gördüğünüz ilişkilerin ana özelliği nedir?
Temkin. İnsanlar son derece planlı, ihtiyatlı. Kendilerini esirgeyerek, kollayarak ilişkiye giriyorlar. O ilişkiye girmenin kendisine ne getirip ne götüreceğini hesaplayarak başlıyorlar. Balıklamasına bir ilişkiye dalan, kendisini bir ilişkiye ve onun getireceği sorumluluklara bırakan kişilerin sayısının giderek azaldığını görüyoruz. "Aşık mısınız?" "Yoo", "Seviyor musunuz?" "Yooo. Takılıyoruz. Kız arkadaşım" diyor. "Sevgilim" diyemiyor çoğu insan. Gerçekten çok sevmiyor çünkü. İyi arkadaşlıklar yapıyor. Ama buradan aşk, tutku gibi bir şey çıkmıyor. Çünkü aşık olmak demek birçok insan için yaralanabilir olmak demek Aşık olursan, yaralanabilirliğe açık hale geliyorsun.

*Bu atmosfer koşullarından korunmak mümkün mü?
Bunun için çok farkında olmanız ve çok dirayetli olmanız gerekiyor. Çünkü içinde bulunduğunuz atmosferden etkilenmemeniz gibi bir durum söz konusu olamaz. Çok büyük bir çoğunluk etkileniyor. Mesela Türkiye'de son 10 yılda boşanma oranları iki kat arttı. Kimse kimsenin zahmetini çekmiyor. İleride belki boşanmalar o kadar artmayacak. Çünkü evlenmeyecekler zaten.

*Aşksız bir toplum düşünülebilir mi?
Etrafınıza bir bakın. İnsanlar şükran ve minnettarlık duygularını aşkla karıştırabiliyorlar. Yani mevcut koşullarda iki taraf için olumlu duygular varsa, o ilişki yürüyor. "Bugün kız arkadaşımla iyi vakit geçirdim. Demek ki seviyorum onu" diye düşünüyor. Böyle bir sevgi olabilir mi? Bundan sonra arabesk de dinlenmeyen bir müzik haline gelecek. Bu ilişkiler yaygınlaştıkça, insanlar kimse için bu kadar acı falan çekmeyecekler. "Hayat kısa, değmez bir kıza" prensibi yaygınlık kazanacak.

*İki insanın anlaşması da artık çok zor hale gelmedi mi?
Özdemir Erdoğan vakti zamanında çok güzel söylemiş "Sevmek anlaşmak değildir." Çok karmaşık bir şey. Aşık olmak bir sürü faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıkan, son derece karmaşık duygular bütünü. Kimin kime ve neye göre aşık olacağının standart, kestirilebilir bir formülü yok. Hep şöyle bir soru soruyorlar mesela: "İnsan daha aşina olduğu kişilere mi aşık olur?", "İnsan kendisini tamamlamak için mi aşık olur?" Altı milyar çeşit insan var. Herkes aynı şekilde aşık olmaz ki. Biri kendinde eksik olanı arıyordur, ona ihtiyacı vardır. Başka biri için güçlü olması en kritik özelliktir. Bir diğeri de annesine benziyor diye aşık olur.

Aşk taktikleri işe yarar mı?


İnsanların bazen arkadaşları, bazen profesyoneller çeşitli taktiklerle sevgililerin elde tutulacağını söylerler. Yakın bir ilişki aslında iki insanın birbirine ne hissettiğine göre şekillenir ve seyreder. Hangi taktiği uygularsanız uygulayın, gerçek duygularınızı uzun vadeli olarak saklayamazsınız. Ama bir sevgiliyi elde tutmanın tek bir yolu vardır: Gerçekten sevmek ve kıymet vermek. Çünkü gerçek bir sevgiye karşı kimse aldırmazlık edemez

"Kaçan, kovalayanların sağlıklı olduğunu söyleyemem"*Günümüzdeki aşk ilişkilerini yansıttığı düşünülen, "Kaçan kovalanır" lafı çok kullanılıyor. Bu sağlıklı bir durum mu?
Bu normal bir durum değil. Yani kaçan kovalanır ilişkileri sağlıklı ilişkiler değildir. Bir insan sevgilisi kendisine yakınlık gösterdiği zaman uzaklaşıyor, gittiği zaman peşine düşüyorsa, geldiği zaman yakınlık göstermiyor ise sıklıkla bu yalancı pehlivanlıktır. Yalancı pehlivanlıktan kastettiğim şey şu: O kişinin de kendisinde de bağlanma korkusu vardır. Sevgilisi gittiği zaman da "çok seviyordum" diye kendisini kandırır. Aslında bu sağlıksız durum, çok yakın ve güçlü bir bağı istemeksizin bir ilişkiyi yüzeysel bir şekilde sürdürme arzusundan kaynaklanıyor. Yakın olmak da istemiyor, kaybetmek de istemiyor. İşte bu tam da bahsettiğim günümüzün ilişki modeli. Kaçanı kovalayan insanların bazıları da mazoşistlerdir. Çünkü mazoşistler için bir insan üzebiliyorsa değerlidir.
 
Duygu Leloğlu



14 Aralık 2009 Pazartesi

Borderline ( Sınırda ) Kişilik Bozukluğu

BORDERLİNE KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Prof. Dr. Doğan Şahin

GİRİŞ

Bundan 40 yıl öncesine kadar psikiyatrik bozukluklar nevrotik ve psikotik olarak ikiye ayrılırdı. Sonradan nevrotik olanlarla, psikotik olanlar arasında başka bir grup daha olduğu fark edilmeye başlandı. Bu kişiler nevrozlardan daha ağır, psikozlardan daha hafif bir psikopatoloji gösterirler. Sınırda denmesinin nedeni, psikozun sınırında olmalarıdır. Ancak bu ileride psikoz olacakları anlamına gelmez, zaman zaman psikotik dönemler geçirseler de kalıcı bir psikoz geliştirmezler.

Nevrotik, Borderline Ayrımı

Bu kişiler nevrotik değildir çünkü tutarlı bir benlik ve nesne algıları yoktur. Yani kendilerini de başkalarını da dünyayı da bazen çok iyi bazen de çok kötü olarak algılarlar.
Kişinin kendi hakkındaki kanaatlerinin bilinçli ve bilinçdışı bütünü anlamına gelen kendilik tasarımı, nevrotiklerde bütünlüklü, kararlı ve tutarlı iken, borderline vakalarda kendilik tasarımı bütünlükten yoksun, kararsız ve tutarsızdır.
Bazen kendilerine çok güvenirler, bazense hiç güvenleri kalmaz. Bazen kendilerini çok zeki bulurlar bazen geri zekalı gibi hissederler. Bazen çok canlı, neşeli olur, bazen çok durgun ve keyifsiz olurlar.
Aynı şekilde başta yakın ilişkler olmak üzere diğer insanları ve dünyaya ilişkin kanaatlerimiz anlamına gelen nesne tasarımları da nevrotiklerin aksine borderlinelarda bütünlükten yoksun, kararsız ve tutarsızdır.
Aile üyelerini, arkadaşlarını da iki uçta algılarlar. Bir insanın ve kendilerinin iyi ve kötü yanlarını bir arada görmezler.
Kendilik ve nesne tasarımlarının bütünlükten yoksunluğu, kararsız ve tutarsız oluşları bu kişilerde nevrotiklerdeki kimlik bütünlüğünün olmadığı, bunun yerine kimlik dağınıklığı olduğunu gösterir.

Nasıl bir insan oldukları sorusuna ya yanıt veremez; " ne bileyim, herkes gibi biriyim, çok zor bir soru ne desem şimdi" gibi şeyler söylerler ya bir arada olması mümkün olmayan tutarsız ifadeler ( çok cömertimdir& kimseye bir şey vermem/çok sevgi doluyumdur& herkesten nefret ediyorum) kullanırlar ya da tutarlı ve bütünlüklü gibi görünen tanımlamalar yapsalar bile aynı görüşemde ya da daha sonra bunların tamamen tersi şeyler söylerler. Nevrotiklerin kendilerini ve başkalarını algılamaları karalı ve değişmez. Olaylara bağlı küçük oynamalar gösterse de, her zaman kendilerini benzer şekillerde algılarlar, oysa borderlinelarda hem kendilerini hem de başkalarını algılamaları bir uçtan bir uca savrulur durur.

Nevrotiklerden önemli bir başka farkları kullandıkları savunma mekanzimlarının farklı olmasıdır. Nevrotikler temel olarak bölme (splitting) ve buna yardımcı olarak ilkel savunma mekanizmalarını kullanırlar. Bu, yardımcı savunma mekanizmaları yansıtmanın ilkel biçimleri, yansıtmalı özdeşim (projektif identifikasyon), inkar (denial) , tüm güçlülük (omnipotans) ve değersizleştirmedir ( devalüasyon).


Psikotik, Borderline Ayrımı
Öte yandan psikotik de değillerdir, çünkü bu kişilerde psikozlarda bozulan gerçeği değerlendirme yetisi korunmuştur. Gerçeği değerlendirme yetisi temel olarak içsel uyaranlarla dışsal uyaranları ayırt etme yetisidir. Bir insan istediği gibi görsel ya da işitsel özellikleri olan hayaller kurabilir. Psikozlar kendi kurdukları, yani kendi içlerinden gelen uyaranları, dışarıda olan gerçekler zannederler. Nevrotiklerde gerçeği değerlendirme yetisi tam, psikozlarda ise bozuktur. Borderlinelarda ise zaman zaman kısa süreli bozulmalar görülür. Yani kısa süreli psikotik dönemleri olabilir. Halusinasyon ve hezeyanlar ortaya çıkabilir. Hezeyanlar çoğunlukla kendisine kötülük edileceği yönünde olur.

SIKLIK

Toplumda kadınlarda % 3, erkeklerde % 1 oranında görülür. Ancak son on yılda bu rakamlarda önemli bir artış olduğu gözlemlenmektedir. Son yıllarda genç kuşaklar arasında yapılan araştırmalarda % 10 un üzerinde olduğu görülmektedir.

EŞLİK EDEN DİĞER PSİKİYATRİK BOZUKLUKLAR

Borderlinelarda her türlü psikiyatrik rahatsızlık görülebilmektedir. Panik bozukluğu, obsesyonlar, kompülsiyonlar, diğer anksiyete bozuklukları, yeme bozuklukları, özellikle blumia, çeşitli bedenselleştirmeler, hipokondriasis, cinsel sorunlar bunlar arasında en sık görülenleridir.


BELİRTİLERİ

Amerikan Psikiyatri Birliği’nin Borderline kişilik bozukluğu ile ilgili saydığı belirtiler şunlardır:

Aşağıdakilerden beşinin ya da daha fazlasının olması ile belirli, genç erişkinlik döneminde başlayan ve değişik koşular altında ortaya çıkan, kişilerarası ilişkilerde, benlik algısında ve duygulanımda tutarsızlık ve dürtüselliğin olduğu sürekli bir örüntü
1. Gerçek ya da hayali bir terk edilmekten kaçınmak için çılgınca çabalar gösterme
2. Gözünde aşırı büyütme ve yerin dibine sokma uçları arasında gidip gelen, gergin ve tutarsız kişilerarası ilişkilerin olması
3. Kimlik karmaşası: Belirgin olarak ve sürekli bir biçimde tutarsız benlik algısı ya da kendilik duyumu
4. Kendine zarar verme olasılığı yüksek en az iki alanda dürtüsellik (örn. Para harcama, cinsellik, madde kötü kullanımı, pervasızca araba kullanmak, tıkınırcasına yemek yemek)
5. Yineleyen intiharla ilgili davranışlar, girişimler, göz korkutmalar ya da kendine kıyım davranışı
6. Duygudurumda belirgin bir tepkiselliğin olmasına bağlı affekitf instabilite (örn. yoğun epizodik disfori, irritabilite ya da genellikle birkaç saat süren, nadiren birkaç günden daha uzun süren anksiyete)
7. Kendini sürekli olarak boşlukta hissetme
8. Uygunsuz, yoğun öfke ya da öfkesini kontrol altında tutamama (örn. Sık sık hiddetlenme, geçmek bilmeyen öfke, sık sık kavgalara karışma)
9. Stresle ilişkili gelip geçici paranoid düşünce ya da ağır dissosiyatif semptomlar


1. Kendilik algıları, özellikle de kendilik değerleri başkalarının kendisine nasıl davrandığına bağlı olduğu için, istenememek, terk edilmek kendilerini çok kötü hissettirir. Bunu engellemek için de ellerinden geleni yaparlar. Bazen arkadaşları ya da sevgililerine fazla bir ilgileri olmamasına rağmen, hatta ayrılmak istemelerine rağmen gene de terk edildiklerinde kendilerini çok değersiz, istenmeyen biri olarak algılarlar.

İlişkide oldukları insanlarda suçluluk ve yetersizlik duyguları uyandırarak onları kontrol etmek isterler. Borderlinelar ancak dışarıdan olumlu yansımalar aldıklarında kendilerini iyi hissedebilen kimselerdir, dışarıdan olumlu uyaranlar almadıklarında kötü olurlar. Dolayısıyla başkalarını kendilerine iyi davranmaları konusunda çeşitli yollardan zorlar. Mesela sevgilisi ayrılmak istediğinde intihar etmekle tehdit eder, kendisini kullanmış olmakla suçlarlar. Aile üyelerini de arkadaşlarını da sürekli kendi istediği gibi davranmaları konusunda zorlarlar. Bir şey istedikleri gibi olmadığında kendilerine haksızlık yapıldığını, çok büyük bir hata işlendiğini düşünür ve tepki verirler.

2. Genellikle insanlarla çabuk tanışır, çabuk ilişki kurar ve çok çabuk içli dışlı olurlar. Daha birkaç saat önce tanıştığı biriyle kırk yıllık arkadaşı kadar samimi olabilirler ama ilişkileri uzun sürmez. Çok çabuk sevip değer verdikleri gibi çok kolay da nefret edip yerin dibine sokabilirler. İnsanları bir bütün olarak değerlendirmezler, daha çok kendilerine nasıl davrandıkları ile ilgilidirler. Başkalarının hiç değer vermeyeceği biri kendisine değer verir veya önemserse, kendi gözünde herkesten değerli olur. Onun ne olduğu ile o kadar ilgilenmezler, yani karşılarındaki kişi bir uyuşturucu taciri, dolandırıcı, hırsız, katil ya da ahlaksız biri olabilir, bunları önemsemezler insanların sadece kendilerine nasıl davrandığı ile ilgilidirler. Öte yandan topluma, insanlığa çok yararlı, çok düzgün biri kendisini önemsemezse ve ilgilenmezse onun gözünde beş para etmez değersiz bir insan olur.

3. En çok dikkati çeken özellikleri dengesizlikleridir. Kendileri ve başkaları hakkındaki düşünceleri ve duyguları çok kolay değişir. Keyfi yerinde ve iyi hissederken birden çoğunlukla da kendilerinin de anlamadığı bir şekilde canları sıkılır ve kendilerini kötü hissetmeye başlarlar. Gün içinde genellikle birkaç kez bu değişimler olur. Ancak bazen de birkaç gün değişmeden süren kederli, üzgün ya da sinirli olabilirler. Bazen de bu çok uzun sürer ve depresyon gibi algılanabilir. Ancak depresyondan farklı olarak, iyi bir şey olduğunda hiçbir şeyleri yokmuş gibi olurlar.

4. Dürtülerini ve duygularını kontrol etmekte zorlanırlar. Öfkelerini kontrol edemedikleri, kendilerine veya eşyalara ya da başkalarına zarar verdikleri sık görülür. Bedenlerine zarar verme davranışı bazen çok yoğun can sıkıntısını ve kötülük hissini gidermeye bazen de başka birini cezalandırmaya yöneliktir. Dürtü denetiminde zorluk sadece öfke ve saldırganlıkla ilgili değildir. Tehlikeli araba kullanma, dönem dönem rastgele cinsel ilişki kurma, ödeyemeyecekleri şeyler alma, fazla alışveriş yapma, aklına estiği gibi davranma davranışları görülür.

5. Çoğu tepkisel olmak üzere sık intihar girişimleri gözlenir. İntihar girişimleri çoğunlukla da birilerini üzmeye, kendisine yaptıkları için pişman etmeye ya da istediği gibi davranmalarını sağlamaya yöneliktir. Ancak bunu bilerek ve isteyerek yaptıkları sanılmasın. Çünkü kendileri neden böyle yaptıklarını bilmezler, sadece intihar etmek isterler ve edeler. Bazen de intihar girişimleri kendilerine yönelik öfkelerinden kaynaklanır. Kendilerini değersiz, işe yarmaz ve istenmeyen, sevilmeyen biri olarak algıladıklarında da kendilerine kızdıkları için kendilerini yok etmek isteyebilirler. Ayrıca sürekli can sıkıntısı, tekrarlayan hüsranlar ve hayatlarının bir türlü yoluna girmemesi, sürekli terk edilme deneyimleri, kendilerine olan öfkelerinin artmasına neden olur .
Her ne kadar çoğu başkalarını cezalandırmaya yönelik olsa da borderline vakaların yaklaşık % 3-10 u intihar nedeniyle yaşamlarını kaybederler.

6. Duyguları çabuk değişir, özellikle kendilerini önemsiz, değersiz hissettiren küçük olaylara bağlı olarak, sıkkın, kederli ruh hallerine geçerler ya da öfkeli, sinirli olurlar. Bu kötü ruh halleri birkaç saatten birkaç güne kadar sürebilir. Genellikle yeniden iyi hissetmeleri de iyi gelen başka bir olaya bağlı olur.

7. Sürekli bir boşluk hissi ile can sıkıntısı vardır. Bu daha çok kimlik bütünlüğünün olmamasına bağlıdır. Kendini zamansal boyutta bütün olarak hissedememe ve bulunduğu anın içinde olamama boşluk hissi olarak algılanır. Her hangi bir şeye kendilerini tam olarak veremedikleri için ve bir yanları hep dışarıda kaldığı için boşluk ve sıkıntı hissederler.
8. Dürtü denetiminin olmaması yanında, kendini kötü hissettiren nesnelere hissettikleri düşmanlık dolayısıyla kolay öfkelenir ve öfkelerini de kontrol edemezler.
9. Yoğun stres altında, bir terki ya da travmayı takiben psikotik ya da disosiyatif belirtiler gösterirler. Bu belirtiler genellikle kısa sürer, bazen birkaç gün, bazen de birkaç haftaya kadar devam edebilir. Ancak devam ettiği süre içinde de süreklilik arz etmezler. Gün içinde geçtiği zamanlar olur.



ETYOLOJİ

Borderline vakaların en sık rastlanan ortak hikayeleri, erken çocukluk yıllarında anne babadan ayrı büyüme, babaanne ya da anneanne tarafından büyütülme, anne kaybı ve erken çocukluk çağı travmaları, parçalanmış aile içinde büyüme, şiddete ya da cinsel tacize maruz kalmadır.

Borderline patoloji aslında bir çeşit gelişme duraklamasıdır. Yani bütün insanlar hayatlarının 1-3 yaşlarında borderlineların olduğu gibidir. İnsan ilk dünyaya geldiği zaman, kendisi ile kendi dışında kalanı ayırt edemez. Bir tek kendisi varmış gibi algılar, annesini de dünyanın geri kalanını da kendi uzantısı gibi algılar, Sonra kendisi ve kendisi olmayan şeyleri ayırt etmeye başlar. Ancak uzun bir süre daha kendisi ve nesnelerin iyi ve kötü yanlarını bir arada göremez. Bir yaşından 3 yaşına kadar olan zamanda yavaş yavaş, kötü ve iyi nesneleri ve kötü ve iyi kendisini bir araya getirmeye, birleştirmeye başlar. Yani o dönemde çocuk kendisine kötü davranan annesi ile iyi davranan annesini ayrı kişilermiş gibi algılar. Kendisini de kötü davranılan ve iyi davranılan olarak iki ayrı varlıkmış gibi algılar. Bu ayrı algılama tam olarak ayrı insanlar biçiminde olmaz. Yani ikisinin de annesi olduğunu bilir ama iyi anneye duyduğu duygularla, kötü anneye hissettiklerini bir araya getiremez. Annesi ya çok iyi ya da çok kötüdür. Kendisi de ya çok değerli ya çok değersizdir. O yüzden çocuğun duyguları çabuk değişir. Annesine büyük bir sevgi ile sarılırken, beş dakika sonra annesi istediğini yapmayınca annesine öl, seni istemiyorum, benim annem değilsin diyebilir. İşte borderlinelar da bu yaştaki çocuk gibidir.
Neden başkaları bu birleştirmeyi yaparlarken borderlinelar yapamaz?
Çünkü bu birleşmenin yapılabilmesi için iyi ve kötü nesneler bir araya geldiğinde yani birleştiğinde ortaya çıkacak sentezin yeterince iyi olması gerekir. Annesini bir bütün olarak algıladığında ortada iyi bir anne kalmayacaksa çocuk bu birleştirmeden çok büyük sıkıntı duyar. Tamamen kötü bir anne algısı ile hayatını sürdürmez, Annesini iyi ve kötü olarak ayrı algılamaya devam etmek, hiç değilse bazen iyi bir annesi olduğu düşüncesini ve ona bağlı özel ve değerli olduğu duygusunu sürdürebilmesini sağlar.
Bu çocuklarda anneyle yaşanan deneyimlerin, dolayısıyla anneye yönelik algıların, kötü olanları daha fazladır. Bu bazen doğuştan getirilen bir yatkınlığın, bazen anneyle yaşanan deneyimlerdeki öfkenin fazlalığından bazen de ikisinden birden olur.

TEDAVİ

Temel tedavisi uzun süreli grup ya da bireysel terapidir. Terapileri en az 4 yıl sürer ve çoğunlukla da 6 yılı bulur. Terapinin en az haftada bir veya iki kez yapılması gerekir. Haftada üçe bile çıkılması gerekebilir.
Bunun yanında zaman zaman depresyonları olduğunda depresyon ilaçları, yoğun sıkıntıları olduğunda sıkıntı gidericiler kullanılabilir. Duygudurumu çok sık değişenlerde duygudurum düzenleyicileri, öfke kontrolünde çok zorlananlarda ve psikotik dönemleri olanlarda düşük doz antipsikotikler kullanılabilir. Ancak ilaçlar bordderlinelarda gerçek anlamda bir tedavi sağlamazlar, sadece sorunun yatışmasını sağlarlar. Esas tedavi terapidir.

12 Aralık 2009 Cumartesi

Kişilik Bozuklukları

KİŞİLİK BOZUKLUKLARI

Prof. Dr. Doğan Şahin
İÜ. İstanbul Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD
Sosyal Psikiyatri Servisi

GİRİŞ

Kişilik bozuklukları konusu son 30 yılda giderek daha çok ilgi odağı olmuştur. Bunun başlıca üç nedeni vardır. Birincisi, sosyo- kültürel ve aile ilişkilerindeki değişikliklere bağlı olarak, kişilik bozukluklarına rastlanma sıklığındaki artıştır. İkincisi, kişilik bozukluklarının aile içi ilişkilerde, sosyal ve mesleki uyumda önemli sorunlara yol açmasıdır. Üçüncü etken de, kişilik bozukluklarında daha önce pek bir şey yapılamayacağı inancı yaygınken, giderek tedavi edilebilir olduğunun görülmesidir.

TANIM

Kişilik bozuklukları; kişinin kendi kültürüne göre, beklenenden önemli ölçüde sapmalar gösteren, süreklilik arz eden bir iç yaşantılar ve davranışlar örüntüsüdür. Ergenlik ya da genç erişkinlik yıllarında başlar, zamanla kalıcı olur ve sıkıntıya ya da işlevsellikte bozulmaya yol açar. Herkeste çeşitli biçimlerde görülebilecek kişilik özelliklerinin, kişilik bozukluğu olarak değerlendirilebilmesi için, bunların esneklikten yoksun ve uyum bozucu olması, işlevsellikte belirgin bir bozulmaya ya da kişisel sıkıntıya neden olması gerekmektedir. (1)
Değişmeyen bu tutum ve davranış kalıpları şu alanlarda kendini gösterir:
1. Düşünce farklılıklarında (kişinin kendisini, başkalarını ve olayları yorumlama biçiminde),
2. Duygulanım farklılıklarında (duygusal tepkilerin görülme aralığı, yoğunluğu, değişkenliği ve uygunluğu),
3. İnsanlar arası ilişkilerde yaşanan zorluklarda,
4. İtkilerini kontrol etmekte yaşanan zorluklarda. (1)


EPİDEMİYOLOJİ

Ülkemizde kişilik bozukluklarının yaygınlığı ile ilgili araştırmalar yapılmamıştır. ABD ve diğer bazı ülkelerde yapılan araştırmalarda, kişilik bozukluklarının yaygınlığı %10- 30 arasında bildirilmektedir. Sınırda (Borderline) Kişilik Örgütlenmesi’ne ise genel nüfus içinde rastlanma oranı %20-30’dur. Psikiyatrik başvurusu olanlarda ise %40 oranında rastlanır. (2)

AYIRICI TANI

Psikoz-Nevroz Ayrımından Nevroz-Sınırda-Psikoz Ayrımına
20-30 yıl öncesine kadar psikiyatrik bozukluklar psikotik ve nevrotik olarak ayrılmaktaydı. Psikoz, gerçeği değerlendirme yetisinin ve iç görünün olmaması ile nevrotik sorunlardan ayrılmaktaydı. Daha sonraki yıllarda psikozlarla nevrozlar arasındaki sınırda yer alan bir grup insan daha olduğu fark edildi. Psikoza yakın ama psikoz olmayan, fakat nevrotik gruptan da farklı olan bu grup, “sınırda” (borderline) olarak adlandırıldı. Bu grup, gerçeği değerlendirme yetisinin dolayısıyla, varsanı ve hezeyanların olmaması ile psikozlardan, kimlik bütünlüğünün olmaması ve ilkel savunma mekanizmalarının kullanılması ile nevrozlardan ayrılmaktadır. (3,4)
Kernberg, Nevrotik, Sınırda ve Psikotik Kişilik Örgütlenmeleri arasında, şu üç nitelik açısından fark olduğunu belirtmiştir;
a) Kimlik bütünlüğü
b) Savunma mekanizmaları
c) Gerçeği değerlendirme yetisi (3,4). (Tablo I).
Tablo I:

Kernberg’e göre Nevrotik, Sınırda ve Psikotik Örgütlenme Ayırımı

Grup Kimlik Bütünlüğü Savunma Mekanizmaları Gerçeği Değerlendirme
Nevrotik Tam Üst düzey Tam
Sınırda Kimlik Dağınıklığı İlkel Korunmuş
Psikotik Yok Alt düzey Bozuk


Kimlik Bütünlüğü
Kimlik bütünlüğü; kendilik ve nesne tasarımlarının bütünlüklü, kararlı ve tutarlı olması anlamına gelir. Kendilik tasarımı, kişinin kendisi hakkında; nesne tasarımları da, başta önemli ilişkileri olmak üzere, başkaları hakkındaki kanaatlerinin bileşkesidir. Bir bölümü bilinçli, bir bölümü bilinç dışıdır. Nevrotiklerde kişinin kendi hakkındaki kanaati bütünlüklü ve karalıdır. Nasıl bir insan olduğuna, nelerden hoşlandığına ya da hoşlanmadığına, neleri önemsediğine dair duygu ve düşünceleri pek değişmez. Oysa Sınırda Kişilik Örgütlenmesi gösteren kimselerde bütünlüklü ve kararlı bir kendilik tasarımı yoktur. Bazen kendisine çok güvenir ve değerli bulurken, bazen hiç güvenmez ve çok değersiz, işe yaramaz biri olduğunu düşünür ve hisseder. Nelerden hoşlandığına, neleri önemsediğine ilişkin duygu ve düşünceleri de çok çabuk değişir. Kişinin kendini algılayışı ve davranışları dengesiz ve tutarsızdır. Nasıl bir insan olduğuna ilişkin sorulara ya anlamlı yanıtlar veremezler ya da farklı zamanlarda farklı kendilik parçalarının etkinleşmesine bağlı olarak birbiriyle tutarsız tanımlamalar yaparlar. Bazen aynı görüşme içinde, bazen de daha aralıklı olarak hem kendilerini tanımlayışları, hem de tutum ve davranışları arasında belirgin tutarsızlıklar gözlemlenir. (3,4)
Kendilik tasarımlarının olduğu kadar, nesne tasarımları da bütünleşmemiştir. Hayatındaki önemli kişilere ilişkin algılayışları ve değerlendirmeleri de anlamlı bir bütünlük oluşturmayacak denli yüzeysel ve dağınıktır. Annesi, babası ve kardeşlerinin nasıl kimseler olduğuna ilişkin sorulara yanıt verirken ya da onlardan bahsederken, ya görüşmecinin zihninde bir kişiyi canlandırmaya el vermeyecek ölçüde bilgiden yoksun veya dağınık bilgiler aktarırlar ya da tutarlı bir kişilik çizseler bile, bir süre sonra bununla hiç uyuşmayan ve tam tersi özelliklerinden söz ederler.
Kimlik bütünlüğünün olmaması, aynı zamanda kronik boşluk duygusu ve can sıkıntısı, yalnızlığa ve terk edilmeye tahammülsüzlüğün varlığı ile de gözlemlenebilir. Kendilik tutarlılıkları ve değerleri başkalarının varlığına bağlı olduğu için, yalnızlığa tahammül edemezler ve zorlayıcı bir tarzda sosyal olma ihtiyacı hissederler. Bu durum nesne sürekliliğinin olmamasına bağlıdır. Dolayısıyla ancak tutarlı değerleri olan yapılaşmış bir grup içinde, bu grubun bir parçası olarak tutarlı bir kişilik sergileyebilirler. Eksik kendilik duygularını, içinde bulundukları sabit gruba göre düzenleyebilirler, bu eksikliklerini grupta giderebilirler. (3,4)
Duygusal, düşünsel ve davranışsal bakımdan tutarlı bir kişilik sergileyemez; şiddetli duygusal dalgalanmalar, uç noktalara varan yargılar, dramatik davranışlar sergilerler. Dolayısıyla da tutarlı ve belli kararlılıkları olan bir ilişki sürdüremezler, ilişkilerinde sıcak ve empatik olamazlar.
Savunma Mekanizmaları
Nevrotik düzeydeki vakalar; bastırma (represyon) ve bastırmaya yardımcı olan karşıt tepki oluşturma (reaksiyon formasyon), yalıtma (izolasyon), yap boz (un doing), entellektüelleştirme, akılsallaştırma (rasyonalizasyon), döndürme (konversiyon) gibi savunma mekanizmalarını kullanırlarken; sınır vakalar, temel savunma mekanizması olarak bölmeyi (splitting) ve ona yardımcı mekanizmalar olarak da ilkel idealleştirmeyi (primitif idealizasyon), yansıtmanın ilkel türlerini, tüm güçlülük ve değersizleştirmeyi (omnipotans- devalüasyon) kullanırlar.
Sınırda vakalarda savunma mekanizmaları, aynı anda ortaya çıktığı takdirde anksiyete yaratacak olan, çelişik ego durumlarını ayrı tutmaya yarar. Çatışmanın bileşenleri, birbirinden çok iyi ayrışmamış ortak id-ego matriksi içinde, yani aynı sistem içindedir. Ego ve id çok iyi ayrışmamıştır, dürtüler egoya nüfuz etmiştir. Dolayısıyla da çatışan durumlar, dürtü ile yüklü ego durumlarıdır. Bunları bölme ile birbirinden ayrı tutmak suretiyle, çatışma giderilmeye çalışılır. Bunun bedeli olarak da, ego zayıflığı ve kimlik dağınıklığı ortaya çıkar. Bölmenin kullanımı bütünlüklü kendilik ve nesne temsillerinin gelişimini engellemekte, bu da kimlik dağınıklığına neden olmaktadır. (3,4)
Bölme, yukarıda söz edildiği gibi kendilik ve nesne tasarımlarının tutarsızlığı ya da bütünleşmemiş olması yanı sıra; davranışların, değerlerin, çeşitli konulardaki tutumların ve kısa dönemli yaşam biçimlerinin farklılığında da kendini gösterebilir. Dönemsel olarak çok farklı yaşam tarzları gösterebilirler; bir dönem impulsif bir tarzda rastgele cinsel ilişkiler kuran biri, daha sonra cinsellikten tamamen uzak, dindar bir yaşam sürebilir, sonra da bambaşka bir yaşam tarzına geçebilir. (3,4)
Kendileri, ötekiler ve ilişkileriyle ilgili değerlendirmelerinin çarpıtılmış, karikatürize edilmiş, kutuplaştırılmış, gerçeklikten saptırılmış uç noktalara salınımıyla birlikte giden, şiddetli duygu ve heyecan dalgalanmaları, aynı zamanda kimlik dağınıklığının da bir parçasıdır. (3,4)

Gerçeği Değerlendirme
Kişinin kendi ile kendi olmayanı, ruh içi ile dışsal kökenli uyaranları ayırt edebilmesi ve kendi duygularını, davranışlarını ve düşüncelerini gerçekçi bir şekilde değerlendirebilmesidir. Klinik olarak gerçeği değerlendirme; hezeyan ve varsanılara kapılmama, garip, gerçek dışı düşünce ve duyguların bulunmaması, başkalarının gerçeklikle ilgili düşüncelerine uygun şekilde yaklaşabilme gibi özelliklerle karşımıza çıkar.
Sınırda vakalarda gerçeği değerlendirme kapasitesi korunmuştur ancak zaman zaman geçici psikotik çözülmeler, paranoid epizodlar, kendine yabancılaşma ve gerçeğe yabancılaşma deneyimleri gibi tablolar görülebilir ve genellikle bunlar psikoterapotik manevralar, hastaneye yatırılma veya düşük doz antipsikotik tedavisiyle düzeltilebilir.

KİŞİLİK BOZUKLUĞU TÜRLERİ

DSM, kişilik bozukluklarını üç ana grupta sınıflandırmıştır.
Bunlardan A ve B kümeleri daha çok Sınırda Kişilik Örgütlenmesi gösterirken, C kümesi daha çok Nevrotik Örgütlenme gösteren bireyleri içerir.
Tablo II:
DSM’ye göre A, B ve C Kümeleri

A Kümesi: B Kümesi C Kümesi
Paranoid KB Antisosyal KB Kaçıngan (Çekingen) KB
Şizoid KB, Sınırda ( Borderline) KB Bağımlı KB
Şizotipal KB. Histrionik KB Obsesif Kompülsif KB
Narsisistik KB


A KÜMESİ KİŞİLİK BOZUKLUKLARI

Paranoid Kişilik Bozukluğu
Temel özelliği, başkalarının davranışlarını kötü niyetli olarak yorumlayıp, sürekli bir güvensizlik ve kuşkuculuk içinde olmalarıdır. Prevalansının; genel toplumda %0,5-2,5 arasında, yataklı psikiyatri kurumlarında % 10-30 arasında ve ayaktan psikiyatrik tedavi kurumlarında % 2-10 arasında olduğu bildirilmiştir. (1)
1. Yeterli bir temele dayanmaksızın, başkalarının kendilerini sömürdüğünden, aldattığından ya da kendilerine zarar verdiğinden kuşkulanırlar.
Yeni tanıştıkları kimselere güvenmez, uzun süre onları gözlemlerler, bir aldatılmayla karşı karşıya gelmemek için son derece ihtiyatlı davranırlar. İnsanlarla ilişkilerine hiç güvenmeyerek ve kuşku ile başlarlar, zamanla belli bir oranda güven duysalar bile kimseye tam olarak güvenmez, küçük bir olaydan birine olan güvenlerini kaybederler. Dolayısıyla da hiçbir zaman gerçek bir dost edinemezler. Eşlerinin ya da çocuklarının davranışlarından bile, onların kendisini aldattıkları ya da yalan söylediklerine dair sonuçlar çıkarabilirler.
2. Dostlarının ya da iş arkadaşlarının kendisine olan bağlılığı ve güvenirliliği üzerine yersiz kuşkuları vardır.
Uzun zamandır tanıyor ve arkadaşlık ediyor olsalar bile, kimseye tam olarak güvenemezler. Arkadaşlarının arkasından konuşup konuşmadıkları, kendisine karşı iyi davransalar bile, içlerinde kendilerine karşı kötü bir niyetlerinin olup olmadığını sorgularlar. Mesela bir doğum gününe çağrıldıklarında hatta ısrar edildiğinde bile, belki de sadece usulen çağırmışlardır ve gerçekten istemiyorlardır gibi değerlendirebilirler.
3. Söylediklerinin kendisine karşı kötü niyetle kullanılacağından yersiz yere korktuklarından ötürü başkalarına sır vermek istemezler.
Özel yaşamlarına ait bilgileri yakın arkadaşlarından bile gizlerler. Uzun süredir arkadaşlık ettikleri birine, mesela, bir kardeşlerinin psikiyatra gittiğini veya babasının alkol kullandığını ya da anne babasının ayrılmış olduğu gibi ileride aleyhine kullanılabileceğini varsaydığı şeyleri söylemezler. Kendi hakkında vereceği bilgilerin ileride aleyhlerine kullanılacağından kuşkulanırlar. Bu kişiler psikiyatra geldiklerinde de, haklarında tutulan kartların ve dosyaların ne kadar güvenle saklandığı, bunlara başkalarının ulaşıp ulaşamayacağı ya da ileride bu bilgilerin karşısına çıkarılıp çıkarılmayacağı konusunda rahat edemezler. Dolayısıyla, terapistlerine bile güvenmez, bazen küçük olaylardan güvenlerini yitirip, tedaviyi yarım bırakabilirler.
4. Sıradan sözlerden ya da olaylardan aşağılandıkları ya da gözdağı verildiği biçiminde anlamlar çıkarırlar.
Hezeyan düzeyinde olmamakla birlikte, kendileriyle hiçbir ilgisi olmayan olaylardan, kendileriyle alay edildiği ya da tehdit edildiklerine dair anlamlar çıkarırlar. Referans fikri olarak adlandırılan bu belirti, başkalarını sıklıkla yanlış anlamalarına, olaylardan gerçek olmayan sonuçlar çıkarmalarına neden olur.
5. Sürekli kin beslerler, onur kırıcı davranışları, haksızlıkları ya da görmezlikten gelinmeyi bağışlamazlar.
Özellikle çoğu, çeşitli referans fikirlerine bağlı olsa da, insanların kendilerine karşı gösterdikleri ya da kendilerinin öyle sandığı onur kırıcı davranışları unutmazlar. Bir sabah, fark etmediği için selam vermeyen birini akıllarının bir köşesine yazar ve bunlara tepki göstermeden kin beslerler ama bazen de ani tepkiler gösterebilirler.
6. Başkalarınca anlaşılır olmayan bir biçimde, karakterine ya da itibarına saldırıldığı yargısına varır ve öfkeyle ya da karşı saldırı ile birden tepki verirler.
Tanımadığı kişilere “ne bakıyorsun?” diye bağıran kimseler çoğunlukla bir referans fikrinin etkisiyle kendisiyle alay edildiğini sanan birileridir.
7. Haksız yere eş veya sevgililerinin sadakatinden kuşkulanırlar.
Sürekli onların kendisini aldattığından, başkalarıyla ilgilendiklerinden şüphelenirler. Geç açılan ya da kapalı bir telefonu hemen aldatılıyor olabileceklerinin kanıtı olarak yorumlar, eşleri ya da sevgilileri biraz geç kalsa, başka biriyle zaman geçiriyor olabileceklerine yorumlarlar.

Şizoid Kişilik Bozukluğu
Temel özelliği, sosyal ilişkilere, yakınlık kurmaya isteksiz olma ve duygulanım kısıtlılığıdır. Asosyaldirler. Görülme sıklığı ile ilgili araştırmalar yeterli bir kanaat oluşturmaktan uzaktır. Çünkü, saha araştırmalarına katılmak istemeyecekleri gibi klinik başvuruları da çok azdır.
1. Ailenin bir parçası olmadığı gibi, ne yakın ilişkilere girmek ister, ne de yakın ilişkilere girmekten zevk alırlar.
Aile içinde kendilerini diğerlerinden uzak hisseder ve aile içi sosyalleşmeye katılmazlar. Evdeki zamanlarını genellikle tek başlarına, odalarında geçirmeyi yeğlerler. İnsanlarla tanışmak ve yakınlaşmak konusunda isteksizdirler. Eve gelip gidenle ilgilenmez, misafirlerin yanına çıkmak istemezler. Ailenin topluca yaptığı etkinliklerden, ziyaretlerden uzak dururlar.
2. Hemen her zaman tek bir etkinlikte bulunmayı tercih ederler.
İlgi duydukları alanlar genellikle insan ilişkisi gerektirmeyen ve çoğunlukla felsefe, matematik, bilgisayar programlama gibi, soyut konulardır. Şizoidlerin birçoğu bilgisayar programcılığı, felsefe, matematik gibi, daha çok kendi başına yapılan alanlarda çalışırlar. Ancak, ilgi duydukları şeylere karşı da büyük bir tutkuları olmaz, adeta insanlardan uzaklaşmak için rakamların veya düşüncelerin dünyasını tercih ederler.
3. Başka biriyle cinsel deneyim yaşamaya kaşı ilgisi varsa bile çok azdır.
Cinsel arzu duymalarında bir sorun olmamasına karşın, insanlarla tanışmak ve yakınlaşmak konusundaki isteksizlikleri, bir cinsel eş bulma uğraşılarını da, onlar için zahmetli bir şeye dönüştürür. Biriyle tanışma, bir süre flört etme, yemeğe çıkma, sinemaya gitme gibi şeyler, kendilerine zahmetli geldiğinden böyle zahmetlere katlanmaktansa, cinsel ilişki kurmaktan da vazgeçerler. Ayrıca başka bir insanın ve bir ilişkinin sorumluluğunu almak istemezler. Ancak böylesi zahmetli uğraşılar ve duygusal yakınlık gerektirmeksizin bir cinsel ilişki fırsatı olursa ve karşı taraf sorumluluk talebinde bulunmuyorsa, çok fazla seçici olmaksızın cinsel ilişki kurabilirler.
4. Alsa bile çok az etkinlikten zevk alırlar.
Başkalarının ısrarıyla bazı etkinliklere katılsalar bile çok keyif almazlar. Bir yılbaşı akşamında ya da doğum günü partisinde herkes eğlenirken Şizoidler keyif almazlar. Anlatılan fıkralara, yapılan esprilere ya da oynan bir oyuna içtenlikle katılmazlar.
5. Birinci derece akrabaları dışında yakın arkadaşları ve sırdaşları yoktur.
Aile üyeleri ile çok yakın olmadıkları gibi, yakın arkadaşları ve dostları olmaz. Sosyal aktivitelere katılmaz, okul ya da iş yerinde arkadaş edinmezler.
6. Başkalarının övgü ve eleştirilerine karşı ilgisizdirler.
Haklarında söylenen iyi ya da kötü şeylere karşı ilgisizdirler. Övgüleri de, eleştirileri de benzer bir kayıtsızlıkla karşılarlar.
7. Duygusal soğukluk, kopukluk ya da tek düze bir duygulanım gösterirler.
Çok güldükleri, neşelendikleri ya da çok üzgün veya kızgın oldukları görülmez. Şiddetli duygusal tepkiler göstermezler. Birçok olaya karşı ilgisiz gibidirler. Konuşurken ya da insanlarla bir aradayken de, güçlü bir duygusal tepki göstermezler. Her zaman tek düze ve yüzeysel bir duygulanımları vardır.

Şizotipal Kişilik Bozukluğu
Temel özelliği, yakın ilişkilerde birdenbire rahatsızlık duyma ve yakın ilişkilere girebilme becerisinde azalma ile belirli, toplumsal ve kişiler arası yetersizliklerin yanı sıra, bilişsel ya da algısal çarpıklıkların ve alışılagelenin dışında davranışlardır. Genel popülasyonda görülme sıklığı %3’tür.
1. Referans fikirleri vardır.
Kendisiyle hiç ilgisi olmayan olaylardan kendisiyle ilgili anlamlar çıkarır. Çeşitli iddialarını, bu tür yorumlarla desteklerler. Diyelim, cinlerin kendisiyle temas halinde olduğu iddiasında iseler, tanımadığı bir insan kendisine baktığında, bunu cinlerin yaptırmış olabileceğini düşünürler. Rakamlardan, harflerden anlamlar çıkarır, bunları kendileri ile ya da inandıkları şeylerle ilgili delillermiş gibi yorumlarlar.
2. Davranışları etkileyen ve kültürel değerlerle uyumlu olmayan, acayip inanışları ya da büyüsel düşünceleri vardır.
Telepati, altıncı his, büyü, nazar gibi birçok batıl inanca sahiptirler. Bazısı, çeşitli olayları uzaylıların, dünya ile iletişim halinde olduğu biçiminde yorumlar. Fallara, burçlara inanır, yaşamlarını bunlara göre yönlendirirler. Şizotipallerin zeki ve becerikli olanları genellikle, medyumluk, tarotçuluk, falcılık ya da UFO dernekleri gibi işlerle uğraşırken; entelektüel kapasitesi sınırlı olanları ise genellikle bunların peşinde dolaşır. Fal baktırmadan karar alamayan ya da yaşamında bir değişiklik yapmayıp falcılardan, büyücülerden medet uman insanların çoğu Şizotipal Kişilik Bozukluğu vakalarıdır. Dünyayı ve olayları hep gerçek dışı varlıkların etkileriyle açıklar ve bunlara ilişkin önlemler alırlar.
3. Olağan dışı algısal yaşantıları, bunlar arasında da bedensel illüzyonları vardır.
Halüsinasyona yakın, algı bozuklukları gösterirler. Bir varlığın kendisini izlediği, ölmüş annesinin ruhunu hissettiği, yüzünün değişmekte olduğu gibi, algı bozuklukları gösterirler. Olayları yanlış yorumlamaları yanında, bu algı bozuklukları da inandıkları şeylerin gerçek olduğuna dair inançlarını kuvvetlendirir. Psikotik bir hezeyan boyutunda olmasa bile, bu inanışların aksine ikna edilmeleri oldukça zordur. Çünkü hemen her şeyi, bu gerçek dışı düşüncelerinin kanıtları olarak yorumlarlar.
4. Acayip düşünüş biçimi ve konuşma gösterirler (çevresel, mecazi, aşırı ayrıntılı, basmakalıp).
Çevresel konuşma, sorulara yanıt vermeyip çok uzaktan bağlantılı başka bir şey konuşmaktır. Mecazi konuşma, sorulan sorulara doğrudan yanıt vermeyip, bir hikmet, gizli bir anlam içeriyormuş izlenimi uyandıran, dolaylı konuşmalara denir. Aşırı ayrıntılı konuşma, konunun esasını anlatmayıp, konuşma boyunca bir sürü ayrıntı içinde dağılan bir konuşma biçimidir. Basmakalıp konuşmada ise, hasta sorulara kişisel fikrini söylemek yerine genel geçer basmakalıp fikirlerle yanıt verir.
Bu tür konuşma, gerçeklerle yüzleşmeme ve inkarı pekiştirmeye hizmet eder. Bir süre sonra, karşısındaki bu konuşma biçiminden yorulur ve dinlememeye başlar. Böylelikle, aslında açıkça ifade etmediği düşüncelerinin, kabul gördüğünü düşünmeye başlarlar.
5. Kuşkuculuk ya da paranoid düşünce.
Şizotipaller, Paranoid Kişilik Bozukluğu vakalarının kimi özelliklerini de gösterirler. En az bir Paranoid Kişilik Bozukluğu özelliği göstermelerine sık rastlanır.
6. Uygunsuz ya da kısıtlı duygulanım.
Duygulanımlarında kısıtlılık ve yüzeysellik dikkati çeker. Zaman zaman da gülünmeyecek bir şeye gülme, gülünecek bir şeye ağlama, durduk yerde öfkelenme gibi, durumla uygun olmayan duygulanım gösterirler. İsmini sorduğunuzda gülme krizine yakalanabilir ya da masum bir soruya aniden hiddetle yanıt verebilirler.
7. Acayip, alışılmışın dışında ya da çok kendine özel davranış ya da görünüm.
Kılık kıyafetleri, saçları, dış görünüşleri alışılmışın dışında özellikler gösterir. İnsanlar kendilerini nasıl algılıyorlarsa ya da nasıl algılanmak istiyorlarsa, ona göre bir dış görünüm benimserler. Bir insanın dış görünüşüne baktığımızda, nasıl bir sosyo-kültürel gruba ait olduğunu, kendisini nasıl algıladığını az çok kestirebiliriz. Dindar biri, iş adamı, metalci, modern genç bir kız, kenar mahallelerden biri gibi tahminler yapabiliriz. Şizotipaller bu bakımdan bir şeye benzemezlikleri ile dikkat çekerler. Diyelim, bir yandan dindar biri gibi konuşur, sürekli dinden, Kur’an’dan bahseder, ama öte yandan, jöleli uzun saçları, kolyeleri vardır. Bazen de gizemli, mistik bir hava veren, alışılmadık özel kıyafetler diktirirler. Yaz günü palto, kış günü gömlekle dolaşabilirler. Bazen de, üste klasik bir kıyafet, alta şalvar ya da eşofmanımsı bir şey gibi tuhaf eşlemeler yaparlar.
8. Birinci derecede akrabalar dışında yakın arkadaşlarının ya da sırdaşlarının olmaması.
Bu Şizoidlerde de görülen bir özelliktir. Ancak Şizoidler başkalarıyla bir aradayken yoğun bir sıkıntı ve huzursuzluk hissetmezler, daha çok aldırmazlık duyguları ön plandadır. Oysa Şizotipaller yakınlıktan bir süre sonra huzursuz olurlar.
9. Yakından tanımakla azalmayan, aşırı toplumsal anksiyete; kendisi hakkında olumsuz yargılardan çok, paranoid korkular bu bozukluğa eşlik etme eğilimi taşır.
Sosyal ortamlarda, başkalarından tehdit ya da tehlike geleceğine ilişkin korkuları dolayısıyla, rahatsız ve tedirgin olurlar. Sürekli birilerinden sözel ya da fiziksel saldırı geleceği ihtimaline karşı tetikte dururlar, rahat ve doğal olamazlar. Bunlardan dolayı, kalabalık, sosyal faaliyetlerden mümkün olduğunca kaçınırlar.


B KÜMESİ KİŞİLİK BOZUKLUKLARI

Antisosyal Kişilik Bozukluğu
15 yaşından beri devam eden bir biçimde, başkalarının haklarını saymama ve başkalarının haklarına tecavüz etme davranışları gösterirler. Genel popülasyonda erkeklerde %3, kadınlarda %1 oranında görülür.
1. Tutuklanması için zemin hazırlayan eylemlerde tekrar tekrar bulunmakla belirli, yasalara uygun toplumsal davranış biçimine ayak uydurmama.
Yasalara ve toplumsal davranış biçimlerine ayak uyduramaz ve saygı göstermezler. Sıklıkla suç işler ve tutuklanırlar. Hırsızlık, yan kesicilik, tetikçilik, çek-senet tahsilatı, haraç alma, gasp, uyuşturucu ticareti, çıkar amaçlı çete kurma gibi suçları tekrar tekrar işleyen kişilerin önemli bir bölümü, Antisosyallerdir. Ancak daha zeki ve yetenekli kimi Antisosyaller böyle adi suçlar yerine, daha nitelikli suçlar işleyebilir, hatta kimi zaman ceza almamayı da başarabilirler. Politikacılar, kamu görevlileri, banka hortumlayanlar arasında da Antisosyaller olabilmektedir.
2. Sürekli yalan söyleme, takma isimler kullanma ya da kişisel çıkarı, zevki için başkalarını atlatma ile belirli dürüst olmayan tutum.
İnsanları kandırmaktan ve işletmekten zevk alırlar. Eğlenmek için yalan söylerler, uyduruk hikayeler, anılar anlatırlar. Takma isimler kullanır ya da kendilerini başka biri gibi tanıtırlar. Yalan söylemek konusunda mahirdirler, çok kolay ve hiç utanmaksızın rahatlıkla yalan söyleyebilirler. Yalanları ortaya çıktığında da sıkılmaz ya da mahcubiyet duymazlar. Başka yalanlarla, yalanlarını gizlemeye çalışır ya da yalanlarını gerekçelendirmeye çalışırlar.
3. Dürtüsellik ya da gelecek için tasarılar yapmama.
Canlarının istediğini, istedikleri zaman yapmak isterler. Güçlü ve nüfuzlu olmak ya da intikam dışında, uzun vadeli amaçları olmaz. İdealleri yoktur. Anlık hevesler peşinde koşmaktan, kendileri için zararlı olsa da, içlerinden geleni yapmaktan geri duramazlar.
4. Yineleyen kavga, dövüşler ya da saldırılarla belirli olmak üzere, sinirlilik ve saldırganlık.
Çok kolay sinirlenir ve çabuk kavga başlatırlar. Özellikle, küçük görülme ya da istediklerini elde edememe, kontrolden çıkmalarına neden olabilir. Trafikte ya da sokakta küçük bir olaydan, tanımadığı birlerini yaralayan ya da öldürenlerin çoğu Antisosyallerdir.
5. Kendisinin ya da başkalarının güvenliği konusunda umursamazlık gösterirler.
Tehlikeli araba kullanmaktan ya da tehlikeli sonuçlar doğurabilecek başka faaliyetlerde bulunmaktan çekinmezler.
6.Bir işi sürekli götürememe ya da mali yükümlülüklerini tekrar tekrar yerine getirmeme ile belirli olmak üzere, sürekli bir sorumsuzluk.
Borç alır ödemezler, taksitle alışveriş yapar, taksitleri ödemezler; kiralarını, elektrik paralarını, faturalarını ödemezler. Sosyal rollerini yerine getirmezler. Çocukları ve eşleriyle ilgilenmez, onların bakımını ihmal ederler. Çocuğu hasta olduğu halde doktora götürmeyip, elindeki parayı içkiye, kumara harcayabilirler. Hemen her konuda, öncelikle kendilerini düşünür, yakınları da olsa, başkalarının sorunlarına karşı duyarlılık gösteremezler. İnsanlardan yardım ve ilgi bekler, ama kimseye yardım etmezler.
7. Başkasına zarar vermiş, kötü davranmış ya da başkasından bir şey çalmış olmasına karşı ilgisiz olma ya da yaptıklarına kendince mantıklı açıklamalar getirme ile belirli olmak üzere, vicdan azabı çekmeme.
Yaptıkları hiçbir kötülük için vicdan azabı çekmez, her durumda kendilerini haklı görmeyi başarırlar. Araba çalarken yakalanan biri, öfkeyle kapıyı kilitlemediği için, asıl suçlunun, arabanın sahibi olduğunu söylemekteydi.

Sınırda Kişilik Bozukluğu
Temel özellikleri, insanlar arası ilişkilerde, kimlik duygusunda ve duygulanımda tutarsızlıklar ile itkilerini kontrol etmekte zorluk çekmeleridir. Toplumda görülme sıklığı %2-3 iken psikiyatri kliniklerindeki kişilik bozukluğu vakalarının %30-60’ını oluştururlar. Kadınlarda, erkeklerden 3 kat daha fazla görülür.
1. Gerçek ya da hayali bir terk edilmekten kaçınmak için çılgınca çabalar gösterme.
Terk edilme korkusu içinde yaşarlar. Sevgili veya eşlerinin ya da yakın arkadaşlarının kendilerini terk edeceğinden korkarlar ve terk edilmemek için, intihar tehditleri ya da girişimleri de dahil olmak üzere, çılgınca çabalar gösterirler. Suçluluk uyandırmak, duygu sömürüsü yapmak ya da borçlu bırakmak gibi yollarla insanları kontrol altında tutmaya çalışırlar.
2. Gözünde aşırı büyütme ve yerin dibine sokma uçları arasında gidip gelen, gergin ve tutarsız kişiler arası ilişkilerinin olması.
Kendilerine iyi ve yakın davranan insanları çok çabuk yüceltir, çok çabuk yakınlaşırlar, ancak bir hayal kırıklığını takiben de çok uzaklaşır ve öfke duyarlar. Bazen bir ayrılma ya da öfke dönemini, yeniden aynı kişiyi yüceltme alabilirse de, genellikle çabuk uzaklaşma eğilimleri yüzünden sık arkadaş ve sevgili değiştirirler.
3. Kimlik karmaşası: Belirgin olarak ve sürekli bir biçimde tutarsız benlik algısı ya da kendilik duyumu
Nasıl biri oldukları, nelerden hoşlandıkları, neleri önemsedikleri, gelecekle ilgili tasarıları, nasıl kişilerle arkadaş olmak istedikleri, nasıl yaşamak istedikleri konularındaki duygu ve düşünceleri sık ve kolaylıkla değişir. Çok kısa zamanlarda bir biriyle zıt arzu, istek, inanç ve düşüncelere sahip olabilirler.
4. Kendine zarar verme olasılığı yüksek, en az iki alanda, dürtüsellik (örn. Para harcama, cinsellik, madde kötüye kullanımı, pervasızca araba kullanmak, tıkınırcasına yemek yemek)
Hızlı araba kullanma, rastgele ve ödeme zorluğu çekecekleri halde alışveriş yapma, rastgele, riskli olabilecek cinsel ilişkiler kurma, yemek yeme ya da içki içmeyi denetleyememe, kumar oynama, alkol veya madde kullanma gibi, çeşitli alanlarda denetimsiz, dürtüsel davranışlar gösterirler.
5. Yineleyen, intiharla ilgili davranışlar, girişimler, göz korkutmalar ya da kendine kıyım davranışı.
Jiletle kollarını, göğsünü kesmek, üzerinde sigara söndürmek gibi çeşitli yollarla kendilerine fiziksel zararlar verirler. Bu davranışlar çoğunlukla yoğun can sıkıntısı, şiddetlenen ve baş edilemeyen boşluk duygusuna karşı yapılır. Öte yandan, başkalarının istediği gibi davranmasını sağlamak, ya da kendisini üzmüş oldukları için cezalandırmak amacıyla da kendine zarar verme, intihar etmekle tehdit etme ya da intihar girişiminde bulunma, sık görülür.
6. Duygudurumda belirgin bir tepkiselliğin olmasına bağlı, duygulanımda kararsızlık (affektif instabilite).
Küçük olaylara bağlı olarak duygulanımları dramatik değişimler gösterir. Aniden büyük bir çöküntüye, yoğun bir sıkıntıya girebilir ya da öfkeye kapılabilirler. Çoğunlukla duygularını iyi tanımlayamaz ve kendilerini neyin böyle hissettirdiğinin farkında olmazlar. Sıklıkla öfke ve sıkıntıyı bir arada yaşarlar ve böylesi durumlarda kendilerine veya başkalarına zarar verici davranışlar gösterirler.
7. Kendini sürekli olarak boşlukta hissetme.
Kimlik bütünlüğünün, uzun süreli amaçların olmamasına bağlı bu durum, özellikle kendilerini iyi hissettirebilecek kişi ve ortamların yokluğunda belirgin hale gelir.
8. Uygunsuz, yoğun öfke ya da öfkesini kontrol altında tutamama.
Başka dürtülerini olduğu gibi, öfkelerini de kontrol etmekte güçlük çekerler. Öfke ile kaplanmış ego yıkıcı, zarar verici davranışları kontrol edip, engelleyemez.
9. Stresle ilişkili, gelip geçici paranoid düşünce ya da ağır disosiyatif belirtiler.
Özellikle terk edilme, nesne kaybı ya da dışlandıklarını hissettikleri durumlarda stresle ortaya çıkan, genellikle kendisine kötülük yapılacağı ya da düşmanlık yapıldığına ilişkin sanrılar ile disosiyatif belirtiler söz konusu olabilir. Bu belirtiler, nedenin anlaşılmasının sağlanması ya da kısa süreli, düşük doz ilaç uygulamasıyla düzelir.

Histrionik Kişilik Bozukluğu
Temel özelliği, bu kişilerin hemen her alanda aşırı duygusallık ve ilgilenilme arayışı içinde olmalarıdır. Genel popülasyonda görülme sıklığı %2-3, psikiyatri kliniklerinde ise: %10-15’tir.
1. İlgi odağı olmadığı durumlarda rahatsız olurlar.
Sürekli ilgiyi üzerlerine çekmek isterler. İlgisizliğe tahammül edemediklerinden, ilgiyi üzerlerine çekmek için her yolu kullanırlar. Tanıdıklarının olduğu ortamlarda, sürekli konuşarak, bir şeyler anlatarak bunu yapmaya çalışırlar, ama mesela, otobüs, vapur gibi yerlerde bu imkanı bulamadıkları zaman, bir şekilde gürültü çıkararak ya da yanlarındaki kişiyle yüksek sesle konuşarak, kahkahalar atarak herkesin kendisine bakmasını sağlamaya çalışırlar. İlgisiz kalamadıklarından, tanımadıkları insanlarla tanışıp, onun kendisiyle ilgilenmesinin bir yolunu bulmaya çalışırlar.
2. Başkalarıyla olan etkileşimleri çoğu zaman uygunsuz biçimde cinsel yönden ayartıcı ya da baştan çıkarıcı davranışlarla belirlidir.
Sürekli birileriyle flört ederler. İlgi çekmek ve başkalarının kendisiyle ilgilenmesini sağlamanın en kolay yollarından biri olduğu için, seçicilik ya da beğenip beğenmediklerine aldırmaksızın, hemen herkesle flört ederler. Histrionik Kişilik Bozukluğu vakalarının tedavi başvuruları genellikle evlilik ya da ilişkilerindeki bu özelliklerinden kaynaklanan sorunlar dolayısıyla olur. Mesela, evli ya da ciddi bir ilişkisi olmasına karşın, eşi ya da sevgilisi yanında olmadığı zaman birinin kendisiyle ilgilenmesini sağlamak için, kısa süreli ve rastgele ilişki kurarlar. Hatta rastgele cinsel ilişkiye geçerler. Bu herkesle flört etme ve cinsel yakınlık kurma davranışlarının, cinsel arzuları ile bir ilgisi yoktur. Çoğunda, uyarılma ve orgazm sorunları başta olmak üzere, cinsel işlev bozukluğu görülür. Cinsel yakınlık, onlar için sadece, ilgi ve şefkat görme gereksinimleri için ödedikleri bir bedeldir.
3. Hızlı değişen ve yüzeysel kalan duygular sergilerler.
Duyguları çok kolay değişir. Gülerken ağlayabilir ya da ağlarken gülmeye başlayabilirler.
4. İlgiyi üzerine çekmek için sürekli olarak fiziksel görünümünü kullanır.
Renkli, dikkati çeken, dekoltesi ya da yırtmacı çok açık kıyafetler giyerler. Her zaman bakımlı olmaya özen gösterir, saçları hep yapılmış dolaşırlar, büyük parlak aksesuarlar takar, renkli dikkat çeken makyajlar yaparlar. Günün önemli bir bölümünü fiziksel görünümleri ve bakımları ile ilgili olarak geçirirler.
5. Aşırı bir düzeyde, başkalarını etkilemeye yönelik ve ayrıntıdan yoksun bir konuşma biçimleri vardır.
Başkalarına bir şey sorduklarında bile kendileriyle ilgili bir şey anlatmaya giriş yapıyorlardır. Konuşmalarındaki yüzeysellik ve içerik fakirliği, dikkati çeker. Anlattıkları şeyler bilgi içermekten çok, ilgi çekmeye yöneliktir. Şuh, buğulu bir sesle yüzeysel şeylerden ve ehemmiyetsiz olaylardan nasıl etkilendiklerini anlatırlar. Derinliğine bir bakışları olmadığı için, şeyler ya da olaylarla ilgili olarak ya “çok kötü” ya da “mükemmel ve şahane” biçiminde yorumlar yaparlar.
6. Gösteriş yapar, yapmacık davranır ve duygularını aşırı bir abartma ile gösterirler.
Küçük olaylara bile aşırı abartılı duygusal tepkiler verirler. Beş dakika önce görüştüğü birine yeniden rastladığında, kırk yıldır görmüyormuş gibi davranabilir ya da küçük bir sorununu anlatan birine, kanser olduğunu haber vermiş gibi tepki gösterebilirler. Ancak bu aşırı tepkileri, daha önce anlatıldığı gibi çok kısa sürelidir ve hemen geçer.
7. Telkine yatkındırlar, başkalarından ya da olaylardan kolay etkilenirler.
Kim nereye çekerse o tarafa gidebilirler. Herhangi bir şey alacakları zaman birçok kişinin fikrini sorar ve herkes başka bir şey dediği zaman da ne yapacaklarını şaşırırlar, çünkü herkesin dediğini yapmak isterler. Aslında bu şekilde danışma gereksinimi duymaları, ne istediklerine karar verememiş olmalarından çok, insanlarla ilişki içinde olmayı ve onların ilgisini üzerine çekme amacına yöneliktir. Dolayısıyla da, onların beğeni ve ilgisinin sürememe endişesi ile de, her fikir söyleyenin dediğini yaparak onları memnun etmek isterler.
8. İlişkilerinin olduğundan daha yakın olması gerektiğini düşünürler.
İlişkilerindeki yakınlık ve ilgiden hiçbir zaman tatmin olmazlar, hep daha çok ilgi ve yakınlık gereksinimi içinde açlık çekerler.

Narsisistik Kişilik Bozukluğu
Temel özelliği, davranış veya fantezide büyüklenmecilik, kendisine hayranlık duyulması ihtiyacı ve başkalarının duygularını anlamaktaki yetersizliktir. Genel popülasyonda görülme sıklığı %2-6’dır.
Narsisistiklerin genellikle kendilerini fazla seven ve kendilerine fazla güvenen kişiler olduğu zannedilir. Oysa, gerçek durum bunun tam tersidir. Narsisistik, bir şey yapmaksızın kendini sevemediği ve kendisine saygı duyamadığı için, kendisini sevebilmek ve saygı duyabilmek adına, durmadan bir şeyler yapma ihtiyacı duyar.
Mental aktivite, kendilik tasarımının yapısal bütünlüğünü, zamandaki sürekliliğini ve olumlu duygusal renklenmesini ayakta tutmaya yönelik olduğu ölçüde narsisistiktir. (5) Özetle, kendilik saygısını kazanmaya ve sürdürmeye yönelik etkinlikleri, narsisistik olarak niteleriz. Bu tür etkinliklere duyulan ihtiyacın zorunluluğu ve sıklığı oranında da, narsisistik patolojinin ağırlığından söz edebiliriz.
1. Kendisinin çok önemli olduğu duygusunu taşır (örn: başarılarını ve yeteneklerini abartır, yeterli bir başarı göstermeksizin üstün biri olarak bilinmeyi bekler).
Önemli ve özel biri olduklarına kendilerini inandırabilmek için, başkalarının da öyle düşünmesini sağlamaya çalışırlar. İlk randevusuna gelen bir hastam, kapıdan girer girmez “iki tane Porsche’um var.” demişti. Bir şey söylememe fırsat vermeden, tanınmış bir mankenin ismini vererek “iki sene çıktım” dedi. Daha sonra, ne kadar değerli bir kılıç koleksiyonu olduğundan, hangi tanınmış kimselerle arkadaşlık ettiğinden bahsetti. Oysa daha, ne kimliğine ilişkin, ne de niçin geldiğine ilişkin, hiçbir şey söylememişti. Neden sonra, niçin geldiğini sordum, üzerinde durmaya değmeyecek bir edayla, “başım ağrıyor sadece” dedi. Bir üniversitede master öğrencisi olmasına karşın, ne iş yaptığını sorduğumda, öğretim üyesi olduğunu söyledi. Tüm çabası ve yaptıkları, kendisini önemsemem içindi. Bana ne kadar önemli bir insan olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Karşısındakini ne kadar etkileyebilirse, kendisini de değersiz biri olmadığına inandırabilir.
2. Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da kusursuz sevgi düşlemleri üzerine kafa yorar.
Başkalarını etkileyerek kendilerini değerli hissetme çabaları, insanların yokluğunda, yerini fantezilere bırakır. Dışarıdan gelecek olumlu yansımalar yoksa, bunun yerini hayaller alır. Bütün insanları etkileyecek, herkesin hayranlığını kazanacak ve çok tanınmış, tapılan bir insan olmalarını sağlayacak şeyler yaptıkları, çeşitli hayaller kurarlar. Kendilerini Nobel ödülü almış, konuşma yaparken, dünyanın en zeki, en yakışıklı insanı seçilmiş, bütün dünyayı kurtaracak bir kahramanlığı gerçekleştirmiş olarak hayal ederler. Bu hayallere, gerçekmiş gibi inanır ve kendilerini değersiz hissetmekten kurtulurlar.
3. Özel ve eşi bulunmaz biri olduğuna ve ancak başka özel ya da toplumsal durumu üstün kişilerin (ya da kurumların) kendisini anlayabileceğine ya da ancak onlarla arkadaşlık etmesi gerektiğine inanır.
4. Çok beğenilmek ister.
Ancak başkalarının kendilerini beğendiklerini hissettiklerinde kendilerine saygı duyabildiklerinden dolayı, sürekli başkalarının beğenisini kazanmak için çabalarlar. Hiçbir şeyle gerçek anlamda ilgilenmez, daha çok beğenilebilmek için çok farklı etkinliklerle meşgul olurlar. Başkalarına göstermek için, her konuda bilgi sahibi olmak isterler.
5. Hak kazandığı duygusu vardır: Kendisinin, özellikle kayrılacak olduğu bir tedavi biçiminin uygulanacağı beklentileri ya da bu beklentilere göre uyum gösterme.
Birileri işlerini daha kolay yollardan hallediyorken, kuyruklarda beklemek, özel muamele görmemek, kendilerini değersiz hissettirdiğinden, kayrılacakları bir yaklaşım ve tedavi beklerler. Özel ya da ayrıcalıklı davranılmasını sağlamak için çaba gösterirler, beklentileri karşılanmadığında da öfkelenir ya da kendisine özel muamele yapmayan kişileri aşağılarlar.
6. Kişiler arası ilişkileri kendi çıkarları için kullanır: Kendi amaçlarına ulaşmak için başkalarının zayıf yanlarını kullanır.
En başta kendisini iyi hissettirecek şekilde davranmalarını sağlamak olmak üzere, ilişkide bulundukları insanları kendi gereksinimleri ve amaçları doğrultusunda kullanırlar. İlişkide bulundukları insanlar, bu gereksinimleri karşılamamaya başlar veya onlara gereksinimi kalmazsa uzaklaşır, başka insanlar bulurlar.
7. Empati yapamaz: Başkalarının duygularını ve gereksinimlerini tanıyıp, tanımlama konusunda isteksizdir.
İnsan ilişkilerindeki en büyük zorluklarından biri empati yapma yeteneklerinin olmayışıdır. Kişiler arası ilişkilerinde benmerkezci, kendilerine dönük ve başkalarını sömürücüdürler. En büyük, eşsiz olmaları ile başkalarının ilgisine, sevgisine ve hayranlığına bağımlılıkları, çelişkili bir görünüm verir. (6)
Eşsiz oldukları inancı, başkalarına yakınlaşabilme, onlarla özdeşleşebilme, onlarla eşduyum yapabilme yetilerini ketler. İlişkide bulundukları nesnelerde bir tür ulaşılmazlık hissini oluştururlar. Onların sorunlarıyla, dertleriyle, gereksinimleri ile ilgilenmezler. İlişkide bulundukları insanların sadece kendisine karşı ne hissettiğine ilişkin duyguları ile ilgilenirler. (6)
8. Çoğu zaman başkalarını kıskanır ve başkalarının da kendisini kıskandığına inanır.
Bilinçli ya da bilinçsiz haset, dikkati çekecek kadar ön plandadır. Başka birinin iyi ve başarılı olması, kendi yetersizlik duygularını tetiklediği için rahatsızlık yaratır. Biri hakkında iyi bir şey söylendiğinde kendisini huzursuz hisseder. Buradaki korku, geride kalma, unutulma ve önemini yitirme korkusudur. Acilen, övülen, takdir edilen kişilerin küçümsenmesi çabasına girişirler. Çeşitli fırsatlarla, söz konusu kişilerin açıklarını yakalamaya ve teşhir etmeye çabalarlar.
9. Küstah, kendini beğenmiş davranış ve tutumlar sergiler.
Kibir, uzaklık, soğukluk narsisistik yaralanmalara karşı bir savunma olarak, sık görülen bir durumdur. (7) Başkalarından gelecek eleştirilere karşı bir savunma olarak, başkalarının fikirlerini önemsemediklerini baştan belli ederler. Eleştirilebilecekleri durumlarda kibirli ve uzak davranırlar.

C KÜMESİ KİŞİLİK BOZUKLUKLARI

Kaçıngan Kişilik Bozukluğu
Temel özellikleri, yetersizlik duyguları ve olumsuz değerlendirilmeye aşırı duyarlılık ile sosyal ketlenmedir. Genel popülasyonda %0,5-1 arasında, psikiyatri kliniklerinde %10 oranında görülür.
1 Eleştirilecek, beğenilmeyecek ya da dışlanacak olma korkusuyla çok fazla kişiler arası ilişki gerektiren mesleki etkinliklerden kaçınır.
İnsanlarla ilişki içinde olmalarını gerektirecek mesleklerden veya pozisyonlardan kaçınırlar, daha çok insan ilişkisi gerektireceği için, mesleğinde yükselmekten bile kaçınabilirler.
2. Sevildiğinden emin olmadıkça insanlarla ilişkiye girmek istemez.
Kendiliklerinden ilişki kuramaz ve girişimde bulunmazlar. Başkalarından gelen yaklaşımlarda da, gerçekten istendiklerinden ya da sevildiklerinden emin olmak isterler. Israr edilmedikçe bir davete katılmaz, ayrıca orada bulunacak herkesin kendisini isteyip istemediğini bilmek isterler.
3. Mahcup düşeceği ya da alay konusu olacağı korkusuyla yakın ilişkilerde tutukluk gösterir.
İnsanlarla bir aradayken ya da yakın biriyle birlikteyken bile, söyleyecekleri ya da davranışları küçümsenme ya da alay konusu olabilir, beğenilmez diye, çekingen ve tutuk olurlar. Doğal ve kendiliğinden davranamaz her şeyin uygun karşılanıp karşılanmayacağını hesap ederler.
4. Toplumsal durumlarda eleştirileceği ya da dışlanacağı üzerine kafa yorar.
Olası bir sosyal etkinliğe katılacakları zaman ya da böyle bir durum olmaksızın, insanlar arasında ne tür hatalar yapacakları, nasıl dışlanacakları ve istenmeyeceklerine ilişkin hayaller kurarlar.
5. Yetersizlik duyguları yüzünden, yeni kişilerle aynı ortamda bulunduğu durumlarda ketlenir.
Özellikle yeni tanıştığı kişilerin kendisini beğenmeyeceğinden ya da küçümseyeceğinden endişe ettiklerinden, rahat ve doğal davranamazlar.
6. Kendisini toplumsal yönden beceriksiz, kişisel olarak albenisi olmayan biri olarak ya da başkalarından aşağı görür.
Kendilerini beğenmez ve başkalarından aşağı görürler. Kendilerini sıkıcı, başkalarının arkadaşlık ya da yakınlık yapmak istemeyeceği biri olarak değerlendirirler. Bu yüzden insanlar arası ilişkilerde tutuk davranırlar ve zamanla da, çok önemsenmeyeceklerine ilişkin kehanetlerinin gerçekleşmesini sağlamış olurlar.
7. Mahcup düşebileceğinden ötürü kişisel girişimlerde bulunmak ya da yeni etkinliklere katılmak istemez.
Nasılsa sonunda mahcup duruma düşecekleri endişeleri yüzünden, insanlarla tanışmak, toplumsal etkinliklere katılmak ve insanlarla birlikte olmak için bir çaba harcamazlar.

Bağımlı Kişilik Bozukluğu
Temel özelliği, uysal ve yapışkan davranışa ve ayrılma korkusuna yol açacak biçimde aşırı bir kendisine bakılma gereksinmesinin olmasıdır. Ruh sağlığı kliniklerinde en sık karşılaşılan kişilik bozukluğudur. Ancak çoğunlukla, Bağımlı Kişilik Bozukluğu nedeniyle değil, başka birinci eksen sorunları için başvururlar.
1. Başkalarından bol miktarda öğüt ve destek almazsa gündelik kararlarını vermekte güçlük çeker.
Günlük olaylarda bile başkalarına danışma gereksinimi duyar. Şunu mu giysem bunu mu, oraya mı gitsem buraya mı gibi, herhangi bir ehemmiyeti olmayan konuları bile başkalarına sorar. Bağımlıların sürekli danışma gereksinimi hissetmeleri, başkalarının ilgi ve desteğine ihtiyaç duymalarından kaynaklanır. Başkalarının ilgi ve desteğine ihtiyaç duyduklarında, kendi başlarına yapamıyorlarmış gibi düşünmek isterler.
2. Yaşamının çoğu önemli alanında sorumluluk almak için başkalarına gereksinir.
Kendi hatalarıyla yüzleşmek ve hayatlarının sorumluluklarını tek başlarına almak istemediklerinden, önemli kararlarına, hep başkalarını dahil etmek isterler. Üniversite tercihlerini, iş kararlarını, evlenme ya da boşanma kararlarını, nerede oturacaklarını, nasıl bir yaşam seçeceklerini başkalarına danışmadan karar veremezler.
3. Desteğini yitireceği ya da kabul görmeyeceği korkusuyla, başkalarıyla aynı görüşü paylaşmadığını söylemekte zorluk çeker.
Kimseyle arasının bozulma ihtimaline tahammül edemezler, herkesle iyi geçinme ve desteklerini yitirmeme arzusuyla, her şeye uyumlu davranır, bir şeye itiraz edemezler. Hayır diyemezler. Kendilerini sıkıntıya sokacak olsa bile, başkalarının işlerine yardım ederler ya da paralarını verirler.
4. Doğru yapıp yapmadığına ya da yeteneklerine ilişkin korkularından ötürü, tasarıları başlatma ya da kendi başına iş yapma zorluğu vardır.
Bir şeye başlamak ve inisiyatif gösterebilmek için başkalarından destek isterler. Bağımsızlık korkuları vardır. Bağımsızlığını ve bireyselliklerini kazandıklarında, başkalarının desteğini kaybedeceklerinden korktuklarından, bağımsızlık yönünde adım atmak konusunda çok dirençli davranırlar.
5. Başkalarının bakım ve desteğini sağlamak için, hoş olmayan şeyleri yapmayı isteyecek kadar, aşırıya gider.
İnsanların kendisinden memnuniyetini, dolayısıyla da desteğini sağlamak için, aşağılayıcı işleri bile üstlenebilir, insanlara çeşitli hizmetler sunabilirler.
6. Kendisine bakamayacağına ilişkin aşırı korku nedeniyle, tek başına kaldığında kendisini rahatsız ya da çaresiz hisseder.
Aile üyelerini, anne, babasını kaybettiğinde tek başına kalamayacağı ve hayatla başa çıkamayacağı konusunda sık sık korkulara düşerler.
7. Yakın bir ilişkisi sonlandığında, bakım ve destek kaynağı olarak derhal başka bir ilişki arayışı içine girer.
Bağımlı olduğu insanlara ne kadar düşkün ve onsuz yapamıyor görünseler dahi, böyle bir ilişki sonlandığında yeniden bağlanacağı birini arar.
8. Kendi kendine bakma durumunda bırakılacağı korkuları üzerine, gerçekçi olmayan bir biçimde kafa yorar.
Başkalarının ilgi ve desteğine ihtiyacı olduğunu düşünebilmek için, sürekli, hayatla tek başına başa çıkamayacağı duygusuna gereksinim duyarlar.

Takıntılı- Zorlantılı (Obsesif-Kompulsif) Kişilik Bozukluğu
Temel özelliği, düzenlilik, mükemmeliyetçilik, zihinsel ve kişiler arası ilişkilerde kontrollü olmak üzerine aşırı kafa yormaktır. Bu uğraşları dolayısıyla, esnek ve açık olamazlar ve verimlilikleri önemli ölçüde azalır. Genel popülasyonda %1, psikiyatri kliniklerinde %3-10 oranında rastlanır. 1. Yapılan etkinliğin asıl amacını unutturacak derecede ayrıntılar, kurallar, listeler, sıralama, organize etme ya da program yapma ile uğraşıp durur.
Bir işe başlamak için uzun bir zaman o işi nasıl, hangi sırayla yapacağını kurgular, işe başladıktan sonra da, işin asıl amacından uzak ayrıntılarla uğraşır.
2. İşin bitirilmesini zorlaştıran bir mükemmeliyetçilik gösterir ( örneğin kendisine özgü aşırı katı ölçütler karşılanmadığı için bir tasarıyı tamamlayamaz).
İşini bitiremez, ne kadar iyi yapsa da tatmin olamaz, tekrar tekrar kontrol etme isteği duyar. Söz gelimi ödevlerini zamanında bitiremez. Her zaman bir eksik bulur, araştırması gereken bir şeylerin eksik kaldığı duygusunu taşır ya da yazısını beğenmez, yeni bir kurguyla tekrar tekrar yeniden yazar.
3. Boş zamanlarını değerlendirme etkinliklerinden ve arkadaşlıklarından yoksun kalacak derecede kendisini işe ya da üretkenliğe adar (bu durum ekonomik gereksinimleri ile açıklanamaz).
İşkoliktirler. Eğlence, ya da boş zamanlarında iş, ders veya yapılması gereken bir görev dışında bir şeyle meşgul olduklarında, huzursuz olurlar.
4. Ahlak, doğruluk ya da değerler gibi konularda vicdanının sesini aşırı dinler ve esneklik göstermez (bu durum kültürel ya da dinsel özdeşim ile açıklanamaz).
Hem kendi, hem başkalarının davranışlarını sürekli ahlak ve doğruluk konusunda sorgularlar. Kurallara ya da değerlere uymadığını düşündüğü davranışlardan rahatsız olur, eleştirirler. Yollarda tanımadığı insanların kuyruğa girmemesi, toplu taşıma araçlarında yüksek sesle konuşması, trafik kurallarına uymaması gibi olaylar sinirlenmelerine ya da huzursuz olmalarına yol açar.
5. Özel bir değeri olmasa bile eskimiş ya da değersiz şeyleri elden çıkaramaz.
Eski eşyalarını atamaz. Bir gün lazım olur gerekçesiyle ya da elinden bir şey çıkarmada zorlandığı için her şeylerini saklarlar. Sinema, konser biletleri, eski okul defterleri, işe yaramayan eski ders kitapları, eskimiş kıyafetler gibi birçok şeyi saklarlar.
6. Başkaları, tam olarak kendisinin yaptığı gibi yapmayı kabul etmedikçe, görev dağılımı yapmak ya da başkalarıyla birlikte çalışmak istemez.
İşlerin kendi bildikleri gibi yapılmasını beklerler. Her şeyin en doğru biçiminin belli olduğunu düşünürler, aksine davranışlardan rahatsız olurlar. Söz gelimi, bir salatanın nasıl yapılması gerektiğine ilişkin kendi inandıkları belli bir sıra ve kural vardır, başka türlü yapıldığında kendilerine yanlışmış gibi gelir. Dolayısıyla, başka türlü yapacaklar diye, işlerin ve sorumlulukların önemli bir bölümünü kendileri yaparlar.
7. Para harcama konusunda hem kendisine hem de başkalarına karşı cimri davranır; para, gelecekte ortaya çıkabilecek felaketler için biriktirilmesi gereken bir şey olarak görülür.
Gerekli şeyler için bile para harcamaktan rahatsız olurlar. Becerebilseler bütün paralarını biriktirmek isterler. Harcadıkları her kuruş güvenlik duygularını zedeler ve kısa sürede telafi etmek isterler.

ETİYOLOJİ
Kişilik bozukluklarının, çok çeşitli etkenlerin karşılıklı etkileşimleri ve bir araya gelmeleri ile geliştiği düşünülmektedir. Bunların başında, erken çocukluk yıllarındaki anne-baba ile ilişkiler, en önemli yeri tutuyor görünmektedir. Kişilik bozukluklarında temel problemin, kişinin kendisini ve diğerlerini algılamasındaki sorunlar olduğu söylenebilir. İnsan kendisine davranıldığı ve hissettirildiği bir biçimde kendisini tanır ve kendi hakkındaki düşünceleri ve kendilik tasarımı oluşur. Sınırda Kişilik Örgütlenmesi vakalarında olumsuz ve kötü kendilik imgelerinin baskınlığı, kararlı ve bütünlüklü bir kendilik tasarımı gelişmesine engel oluyor görünmektedir. Nevrotik düzeydeki kişilik bozukluklarında ise kararlı ve bütünlüklü olsa da, kendilik ve nesne tasarımlarının sorunlu şekillenmesi ile, psikoseksüel gelişim basamaklarına saplanma veya gerilemeler ön planda görünmektedir.
Özetle, kişilik bozukluğunun gelişiminde en önemli etken, erken çocukluk yıllarında, anne-baba ile ilişkilerde yaşanan olumsuzluklardır. Söz gelimi, Bağımlı Kişilik Bozukluğu, çocuğuna fazla sorumluluk vermeyen, her şeye onun yerine kendisi karar veren ve yapan, kendileri de bağımlılık ihtiyaçları içinde olan annelerin, çocuklarında görülmektedir.

TEDAVİ
Kişilik bozukluğu vakalarının tedavi için başvuru oranları yüksek değildir. Özellikle ciddi sorunlara yol açan Sınırda Kişilik Bozukluğu ve Çekingen Kişilik Bozukluğu vakaları daha çok tedavi gereksinimi duyarlarken; Antisosyal Kişilik Bozukluğu vakaları, ancak bir suç işlediklerinde tedavi edilmek üzere yasal yollardan gönderildiklerinde ya da alacakları cezaları hafifletebilmek amacıyla kendiliklerinden başvururlar.
Kişilik bozukluklarının tedavisi, ortalama 4-6 yıl sürmektedir ve hepsi tam olarak tedavi olmasalar bile, olumlu sonuç alma oranı eskiden düşünülene göre oldukça yüksektir. Tedavide temel yöntem, uzun süreli bireysel terapi veya grup ve aile terapileridir. Uzun yıllar daha çok analitik, dinamik yönelimli tedaviler uygulanmaktayken, son yıllarda bilişsel davranışçı, diyalektik veya şema terapilerinin de yararlı olduğuna ilişkin yayınlar bulunmaktadır.
Terapilerin yanında, bu hastalarda sıklıkla ortaya çıkabilen, duygusal dalgalanmalar, depresif dönemler, yoğun anksiyete krizleri ya da kısa süreli psikotik belirtilere karşı ilaç kullanılmaktadır. Duygudurum düzenleyicileri dışındaki ilaçlar, daha çok belirtilere yönelik olarak kısa sürelerle kullanılır.

HASTA YAKINLARININ KARŞILAŞABİLECEKLERİ SORUNLAR
Kişilik bozukluğu vakaları kendi sıkıntıları kadar, birlikte yaşadıkları kişiler için de ciddi bir sıkıntı ve stres kaynağı olabilmektedirler. Üstelik hasta olarak görülmediklerinden, etraflarında, bilerek ya da insanları üzmek ya da kırmak amacıyla böyle davrandıkları sanılır. Aileler genellikle bu kişilere böyle davranmaktan vazgeçmeleri için baskı yaparlar, akıl ve öğüt verirler ve tedavi için pek özendirmezler. Bazı aileler ise, durumu bir hastalık olarak görmeyi tercih eder ve durumu kabullenip düzelmesi konusunda çaba göstermezler. Hasta yakınlarının sabırlı, anlayışlı ve destekleyici yaklaşımları yanında düzenli ve uzun süreli terapilerle sonuç alınabileceğini bilmelerinde ve sık hekim değiştirmemelerinde yarar vardır.




KAYNAKLAR
1. Amerikan Psikiyatri Birliği. Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı. (DSM-IV) Washington DC: 1994. Çev: E Köroğlu, Ankara: Hekimler Yayın Birliği, 1998

2. Gunderson JG. Borderline kişilik bozukluğu. Çev: B Ceyhun, Ankara: Hekimler Yayın Birliği, 1994: 1-29

3. Kernberg OF. Sınır durumlar ve patolojik narsisizm. Çev: M Atakay, İstanbul: Metis Yayınları, 1999: 19-55

4. Kernberg OF. Sapıklıklarda ve kişilik bozukluklarında saldırganlık. Çev: MB Büyükkal, İstanbul: Metis Yayınları, 2000: 74-89

5. Stolorow R, Lachmann F. Psychoanalysis of developmental arrests. New York: International Universities Pres; 1980:10

6. Saydam B. Narsisistik kişilik bozukluğu, antisosyal kişilik bozukluğu, borderline kişilik bozukluğu: Psikodinamik açıdan benzerlikler, farklılıklar. Narsisistik Kişilik Bozukluğu içinde Ed: A Çelikkol. Ege Psikiyatri Sürekli Yayınları, Sonbahar, 1996: 413-430

7. Odağ C: Örneklerle narsisiszm. Narsisistik Kişilik Bozukluğu içinde Ed: A Çelikkol. Ege Psikiyatri Sürekli Yayınları, Sonbahar, 1996: 457-476

KOMPLOCU PARANOİD GRUPLAR

HEDEFİNİ ŞAŞIRMIŞ BİR İSYANIN ÜRÜNÜ OLARAK KOMPLOCU PARANOİD GRUPLAR Doğan Şahin   GİRİŞ Bu yazıda son yıllarda giderek artan her şe...