İzleyiciler

cinsel sorunlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cinsel sorunlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2020 Cumartesi

CİNSEL SORUNLARIN PSİKOLOJİK NEDENLERİ



CİNSEL SORUNLARIN
PSİKOLOJİK NEDENLERİ
Dr. Doğan Şahin.
İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı

Not: Bu yazı "Sık Görülen İki Cinsel İşlev Bozukluğu: Vajinismus ve Erken Boşalmada Değerlendirme, Tanı ve Tedaviler"  kitabında yayınlanmıştır. 

GİRİŞ

Psikanalitik teori cinsel işlev bozukluklarına kritik çocukluk yaşantılarından köken alan bilinçsiz çatışmaların yol açtığını söyler. Diğer yandan psikopatolojiye sistemik yaklaşan teorsiyenler, cinsel yetersizliğin köklerini cinsel yönden yaralayıcı bir ortam yaratmaları nedeniyle çiftler arasında gelişen patolojik etkileşime bağlarlar. Davranışçı model ve öğrenme teorisi ise cinsel tepkiyi bozan şartlı tepkilerin cinsel davranışı takip eden kötü olasılıklardan kazanılmış olduğunu söyler. Cinsel sorunları açıklamaya çalışan kuramlar arasındaki çelişkilere karşın seks terapisinde hızlı ve dramatik iyileşmeler olmaktadır. Bu durum cinsel sorunları açıklamamızı zorlaştırmakla birlikte uygulamada işimize yaramaktadır.
Bu yazıda çeşitli kuramların ileri sürdüğü ve/veya ampirik çalışmalarla saptanmış cinsel sorunların nedeni olabilecek etkenleri ele aacağım.
Çatışmaların çözümlenmesi cinsel işlev bozukluklarında (:CİB) oldukça önemlidir. Seksten zevk alma isteği ve buna karşı bilinçsiz korku arasındaki çatışmanın arkasında çok derinlerde yatan gerçek ve eski nedenler olabilir.
Cinsel duygular açısından yoğun ve provoke edici derecede ensestiyöz ailelerin kısıtlı ve çatışmalı ortamında yetişmiş bireylerden oluşan çağdaş toplumda, olumsuz duygulanım ve çatışmalar, hemen neredeyse değişmez olarak cinsel güdülerin saf hazzını engelleyici bir rol oynarlar.
Cinsel isteklerle; tanrıların, toplumun ve ebeveynlerin öç alma  korkusu arasındaki çatışma her zaman vardır ve belki de şu andaki çocuk yetiştirme koşulları için bir dereceye kadar kaçınılmazdır ve kişinin genellikle farkındalığının dışındadır. Fakat bireysel yaşamın cinsel ve cinsel olmayan yönleri üzerinde güçlü zarar verici etkileri olmaktadır.
CİB’e yol açan etkenlere gelince, birçok vakada cinsel sorunlarla ilgili birden fazla neden söz konusudur. Bu etkenler doğrudan neden oluşturmaktan çok  katkı sağlayıcıdır. Sorun, etkenler arasındaki karmaşık bir ilişki sonucu ortaya çıkar.
CİB’e yol açan nedenler, genel olarak fiziksel ve psikolojik faktörler olarak ayrılabilir. Psikolojik faktörler de;
1-Yatkınlık Yaratıcılar: Kişinin erken yaşam deneyimi içinde cinsel zorluklar geliştirmesine yatkınlık sağlayan etkenler,
2-Başlatıcılar: İşlev bozukluğunun ortaya çıkmasına neden olan etkenler,
3-Devam ettiriciler: İşlev bozukluğunun sürmesini açıklayan etkenler olarak ayrılabilir.
Cinsel işlev bozukluğuna yol açtığı bildirilen nedenlerin özellikle de erken yaşam dönemlerinde ortaya çıkmış olanların basit bir neden sonuç ilişkisi içinde olduğunu göstermek zordur.
Hatta organik nedenlerde bile organik etkenin tek başına ve doğrudan cinsel işlev bozukluğuna yol açtığını söylemek zor olabilmektedir. Öyle ki uzun araştırmalardan sonra çifte cinsel tedavi önerildiği zaman bile nedenler tam olarak aydınlatılmamış olabilir.




1-YATKINLIK YARATICI FAKTÖRLER
Bunlar erken yaşantılar olduğu için kolayca unutulabilir veya yanlış hatırlanabilir. Gene de yatkınlaştırıcı faktörlerin farkedilmesi hastaya ve terapiste şu andaki durumun saptanmasında yardımcı olur. Bazan özellikle de pirmer bozukluk vakalarında erken deneyimlerin belirlenmesi cinsel deneyimleri anlamaktaki en önemli basamak olabilir.
Kısıtlayıcı yetiştirilme:
Bir çocuğun ailesinin cinselliğe ve kişisel ilişkilere bakış açısıyla ilgili deneyimleri daha sonraki psikoseksüel gelişimi üzerine belirleyici bir etkiye sahiptir. Ailenin bakış açısı açık veya gizli bir şekilde verilebilir. Bazı ailelerde seks  tabu olduğu için çocuk tarafından yanlış veya utanç verici bir şey olarak algılanabilir, bazı ailelerde ise cinsellik açkıça kötülenir. Örneğin bir genç kıza, annesi seksin eşin memnun edilmesi için yapılması gereken bir görev veya evlilik ilişkisinin çıkarlarını korumak adına üstlenilecek bir sorumluluk olduğunu söyleyebilir. Böylece kız annesinden cinsel ilişki acı içeriyormuş gibi bir izlenim edinebilir. Böyle koşullandırılan kadınlar cinsel hazdan dolayı suçluluk duyabilir ve kendilerini ketleyebilirler. Cinsel ilişkininin ağrılı olacağı düşüncesi vajinismus gelişimine neden olabilir.
Oğlan çocuğu da aynı şekilde seksten hoşlanan kadınların “hafif” kadınlar olduğuna koşullandırılabilir. Böylece, cinsel çekiciliği olmayan ya da cinselliğini baskı altında tutan kadınları iyi ve evliliğe uygun; cinsel çekiciliği olan kadınları da kalıcı bir ilişkiye girilmemesi gereken  kötü kimseler olarak değerlendirir.
Bozuk aile ilişkileri:
Ebeveynlerin kendi aralarındaki ilişkileri kadar çocuklarıyla ilişkileri de cinsel sorunlar için yatkınlık yaratıcı olabilmektedir. Eğer ebeveynler arasındaki ilişki duygudan yoksun veya sorunlu ise özellikle fiziksel yakınlıktan yoksunsa çocuğun kadın/erkek ilişkileri için zayıf bir başlangıç modeli olacaktır. Aynı şekilde çocuk ve ebeveyn arasında sıcaklık ve duygusallığın olmaması erişkinlikte yakın ilişkiler kurmakta zorluğa neden olabilir. Karşı cinsteki ebeveynle ilişkinin bu anlamda en büyük önemi taşıdığını kavramak zor değildir .Bozuk aile ilişkilerinin teorik önemi klinik bulgularla da desteklenmektedir. O’Connor, bir CİB vaka serisinde ebeveynlerden birinin veya bir kardeşin ölümünün öyküde beklenenden daha sık  bulunduğu ve hastalardan % 23'ünün ebeveynlerinden ayrılık yaşadığı gösterilmiştir. Uddenberg’in evli İsveçli kadınlarda yapılan  bir araştırmasında orgazm zorluğu olanların çocukluklarında babalarıyla daha az tatmin edici ilişikileri olduğu  bulmuştu.
Cinsel yaşamlarında doyumsuz olan kadınların ergenlik dönemlerinde babalarıyla yakın ilişkiler kuramadıkları bildirilmektedir. Fisher, iyi orgazmik tutarlılığı olan kadınların doyumsuz bir cinsel yaşamı olan kadınlara  göre daha az ebeveyn kaybı ve ayrılığı yaşadığını belirtmiştir. Nettel-Bladt ve Uddenberg’in İsveçli evli erkeklerle yaptıkları bir araştırmada cinsel fonksiyon bozukluğu olan erkeklerin babalarını daha sık olumsuz olarak tanımlamışlar ve çocukluk-ergenlik dönemindeki ilişkilerini daha zayıf buldukları belirtilmişlerdi.
Yetersiz ya da Yanlış Cinsel Bilgilendirme:
Her ne kadar ampirik kanıt yoksa da klinik bulgular, yetersiz veya uygunsuz cinsel bilginin cinsel işlev bozukluğu için önemli bir yatkınlaştırıcı faktör olduğunu düşündürmektedir. Bir önceki kuşak ve akranlardan elde edilen cinsel bilgiler çoğunlukla eksik, yetersiz ve hatta çoğunlukla yanlıştır. Birçok vakada cinsel bilgilendirme ergenlikte işitilmiş kötü şakalar veya cinsel eğitimi zaten yetersiz olan diğer çocuklardan edinilmiştir.
Cinsel anatomi hakkındaki eksik bilgi cinsel sorunlara yol açabilir. Klitorisin yerini bilmeyen bir kadın orgazmik disfonksiyona yatkın olacaktır. Erkek de benzer durumdaysa partnerinde cinsel soruna neden olabilir. Eksik ve yetersiz cinsel bilgilenme aynı zamanda cinsel mitlere inanmayı da kolaylaştırır.
Erken travmatik cinsel deneyim:
Hoşnutsuz çocukluk cinsel deneyimlerinin daha sonraki dönemde ne ölçüde cinsel işlev bozukluklarına neden olduğu henüz tam olarak açıklığa kavuşturulmamıştır. Çocukluk cinsel travmaları ve ensestin eskiden sanılandan daha sık oldugu görülmektedir.
Kinsey ve ark., kadınlar arasında ergenlik öncesi babayla cinsel yaklaşımın % 4 olduğunu rapor etmiştir. Fritz’in Amerika’da 952 kolej öğrencisiyle yaptığı bir çalışmada yetişkinlerle ergenlik öncesi cinsel yakınlaşma kadınlarda % 7.7, erkeklerde % 4.8 bulunmuştu. Kadınların % 10’unda erkeklerin % 60’ında bunlar homoseksüel nitelikteydi.
Aynı yazarın bir başka çalışmasında çocukluğunda cinsel olarak  sarkıntılığa uğramış kadınların  % 23'nün erkeklerin ise % 10’nun cinsel işlev bozukluğu gösterdikleri saptanmıştı.
Çocukluklarında herhangi bir güç veya tehdit kullanılmadan iğfal edilerek cinsel deneyim yaşayan kadınların daha fazla cinsel zorluk yaşadıkları bildirilmektedir. Finkelhor,  bir çalışmasında erken cinsel deneyimin daha büyük bir kardeşle veya  zorlamayla gerçekleşmesi halinde ( vakaların 1/4'ü) kendilik saygısının daha düşük olduğunu saptamıştır.
Psikoseksüel roldeki erken güvensizlik:
Cinsel rol ve kimlikteki güven ve rahat eksikliği cinsel disfonksiyona neden olabilir. Bir çok etken özellikle erken deneyimler cinsel kimliğin algılanışını etkileyebilir. Ergenliğe yaşıtlarından daha erken giren ve fiziksel gelişme gösteren bir genç yaşıtlarından daha çok utanma duygusu geliştirebilir. Göğüs gelişimi yaşıtlarından erken olan bir kız bunu sorun yapabilir. Benzer olarak gecikmiş puberte de yetersizlik duygularına yol açar. Ergenin gelişmekte olan cinselliğine ailesinin yaklaşımı da ergenin cinselliğe bakışını ve cinsel yaşamını etkiler. Ergenin mahremiyitine saygı, yeni ihtiyaçlarına dikkat ve özen gösterilmemesi cinsel gelişiminin hoş karşılanmadığını düşündürebilir.
İntrapisişik Psikodinamik Nedenler:
Kişinin sevdiği biriyle cinsel tatminden haz duyması ve böyle yaparsa cezalandırılacağı korkusu arasındaki bilinçdışı çatışma, psikanalitik teorinin cinsel sorunlarla ilgili açıklamasının çekirdeğini oluşturur. Özellikle çocukken cinsel deneyimlere verilmiş korkutma ve cezalar yeni yaşantılarla harekete geçebilir. Yetişkin bu korkuların kurbanı olur ve çocukluk korkuları ile halihazırdaki sorunu arasındaki ilişkiyi bilmemesine karşın bazı ödünler verir. Seks bir çatışmaya konu olduğunda cinsel istek inkar edilir ve sonraya ertelenir, ayrıştırılır ve çarpıtılmış nevrotik yollarla ifade edilir.Cinsel zevk almakla ilgili suçluluk duyguları kişi farkına varmadan cinsel işlevi bozar.
Cinsel semptom oluşumundan sorumlu olan mekanizma, hastanın farkında olmadığı ve sessiz bir şekilde duran çatışmalarının hali hazırdaki yaşantısıyla aktive olmasıdır. Bu baskılanmış cınsel çatışmalarının ortaya çıkması yetişkin cinsel sorunlarının nedenidir.
Kastrasyon anksiyetesi: Kastrasyon anksiyetesi cinsel sorunların odağında bulunan ya da çeşitli çatışmaların bir tür son ortak yolu gibidir. Aynı şeyi aşağıdaki diğer nedenler için de söyleyebiliriz. Çünkü çeşitli çatışmalar sonuçta çözümlenmemiş ödipal sorun etrafında kümelenmekte, bilinçdışı suçuluk duyguları, ensest korkusu aynı sorunun değişik boyutları olarak kendilerini göstermektedirler.
Çözümlenmemiş ödipal karmaşa: Karşı cinsten ebeveyne yönelik libidinal yatırımın çözümlenmemiş ve aynı cinsten ebeveyne yönelik hasmane duyguların devamı kişinin cinsel partneriyle ilişkisinde çeşitli zorluklara yol açabilir.
Enseset korkusu ve bilinçdışı suçluluk duyguları: Karşı cinsten ebeveyne yönelik libidinal yatırım ve buna bağlı olarak eş seçimindeki benzerlikler ensest korkusu nedeniyle cinsel ilişkiyi olanaksız kılabilecek ölçüde anksiyete yaratabilir. 
Kontrölünü yitirme korkusu: Bu durum çeşitli nedenlerden kaynaklanabilirse de klinikte kendisini daha çok obsesif kişilik yapısındaki kimselerde bir tür kısıtlılık biçiminde göstermektedir. Obsesif karakterler gerek çevrelerini gerekse ilişkilerini kontrol altında tutmaya çalışarak, nevrotik çatışmalarını kontrol etmek arzusu içindedirler.
Bazan kirlilik obsesyonları cinsel ilişkiye önemli ölçüde engelleyici olabilmektedir. Bir hastamızın eşi sevişmeden evvel tüm çarşafları değiştiriyor, altlarına muşamba serdiriyor ve uzun ve titiz bir şekilde temizlenmelerine karşın herhangi bir kirlilik bulaşabilir düşüncesiyle eşine dokunmuyor ve eşinin de kendisine dokunmasına izin vermiyordu.
Agresyon inhibisyonu: Cinsel dürtülerle agresif dürtüler hemen her zaman çeşitli derecelerde birlikte bulunurlar. Cinsel ilişki için gereken girişimciliğin kökeni agresif dürtülerdedir. Agresyonun çeşitli nedenlerle bastırılması cinsel ilişkiye çeşitli derecelerde engel olabilir. Klinikte en sık karşımıza vaginismuslu kadınların eşlerinde çıkmaktadır. Vaginismuslu kadınların kocalarında sık olarak gördüğümüz agresyon inhibisyonu, eşleri zarar görecek, canları acıyacak endişesiyle ilişkide istekliliği ve ısrarı engellemekte, zaten cinsel birleşme korkusu içinde olan kadının kaçınmasını kolaylaştırmaktadır.
Cinsel gelişim basamaklarının erken dönemlerine regresyon: Çeşitli çatışmalar ve zorlanmalar kişileri psikoseksüel gelişmenin erken dönemlerine regerse edebilir ve regrese olmuş kişinin temel güvenlik ile ilgili kaygıları cinsel ilişkiye izin vermeyecek boyutlara ulaşabilir. Evlilik de bazan regresyon nedeni olabilmektedir. Evliliğe kendini hazır hissetmeyen, evliliğin getireceği sorumlulukları alabilecek kadar olgunlaşmamış kişilerde çeşitli hipkondriak semptomlar ve somatizasyonlarla birlikte erektil disfonksiyon ortaya çıkabilmektedir. Hatta bazan evlilikle ortaya çıkan regresyon, psikotik boyutlara ulaşır. Evliliğin hemen öncesinde başlayan yoğun anksiyete bunun habercisi olabilir. Bizim klinik deneyimimiz bu tür vakaların tedavilerinde seks terapisinden önce kişiyi girdiği regresyondan çıkaracak bir tedavinin öncelikli olmasının gerektiği yönündedir.
Cinsel gelişim basamaklarıın erken dönemlerinde fiksasyon: Şiddetli pregenital fiksasyonlar cinsel ilişkiye çoğunlukla izin vermezler .Cinsel ilişkinin mümükün olduğu durumlarda da çeşitli perversiyonlarla kendini gösterir. Çok defa cinsel birleşme herhangi bir kısmi dürtünün aktivasyonundan sonra mümkün olabilmektedir.
Cinsel identifikasyon sorunları: Cinsel kimliğin gelişimine ait sorunlar şiddet derecesine göre  heteroseksüel ilişkiye olanak vermeyecek ölçüde kendini gösterebilir ya da ancak özel durumlarda ilişkiyi  mümkün kılar
2-BAŞLATICI FAKTÖRLER
CİB genellikle bir olaydan sonra ortaya çıkar. Genelllikle primer CİB'de etkenler daha zor belirlenir. Sözgelimi erken boşalma için bir başlatıcı neden bulunamayabilir.
Hamilelik ve doğum:.
Bir kadında sonradan ortaya çıkan sekse karşı ilgi kaybı, sıklıkla çocuk doğumunu takiben olur. Bu durum nadiren doğumun verdiği stresin kendisiyle iligilidir. İlgideki azalma daha çok küçük bir bebekle başa çıkmanın verdiği yorgunluk ve depresyona bağlıdır. Ayrıca epizyotomi skarının ağrısı veya postpartum vaginal kuruluk gibi cinsel birleşmeyi zorlaştıran durumlarda ve özellikle de emziren kadınlarda  iskteksizlik olabilir. Klinik gözlem cinsel sıkıntıların sıklıkla ikinci çocuğun doğumunu takiben olduğunu göstermektedir. Birçok çift, ikinci çocugun doğumunun yeni talepler getirdiğini ve kronik yorgunluğa neden olduğunu bildirmektedir.
Hamilelikte cinsel yaşamın sakıncaları hakkındaki yanlış bilgiler, çocuğa bir zarar geleceği korkusu gibi etkenler yanında, erkeğin kadını anne olarak görmeye başlaması da bir cinsel işlev bozukluğuna neden olabilir.
Eşler arasındaki genel ilişki bozukluğu:
Genel ilişkideki uyumsuzluk  hem ortaya çıkarıcı hem de sürdürücü olarak cinsel işlev bozukluğunun en yaygın sebebidir. Bazı çiftlerin belirgin bir sürtüşmeye rağmen tatmin edici cinsel yaşamaları olması mümkünse de bu durum nadirdir. Kronik düşmanlık ve hoşnutsuzluk duyguları çok açık olabilirken sevgi kaybı ve ifade edelmemiş kırgınlık eş tarafından reddedilebilir.
Birbirlerine kızgınlıkları, kırgınlıkları olan çiftler partnerlerine cinsel haz vermek istememelerinden dolayı CİB geliştirebilirler. Eşini itici bulan ve öfke duyan birinin cinsel isteği de ketlenebilir.
Sevişme sırasındaki iletişimsizlik de önemli bir sorun olabilir. Eşler cinsel ilişki sırasında birbirlerine istedikleri ve istemedikleri şeyleri söylemekte çekingen davranabilmektedirler. Eşlerini ev kadını kimliği ile gören ve ona cinsel olarak aktif ve istekli bir rolü uygun bulmayan erkekler eşlerinin aktif katılımını ketleyebilmektedirler. Gene aynı erkekler kendi isteklerini de ketleyerek cinselleği sıradanlaştırmakla eşlerini cinselliğe düşkün  ve bundan çok zevk alan biri olarak algılamanın getireceği anksiyeteden kurtulmaktadırlar. Aldatılma korkusu ve eşini temiz, saf ve iyi  kadın kategorisinde tutma kaygıları olan erkeklerde bu tür davranışlara oldukça sık rastlanmaktadır.
Cinsel eşi tarafından aldatılma:
Partnerin sadakatsizliğinin farkedilmesi özellikle sekse ilgilinin kaybolması ve erektil disfonksiyon olmak üzere sıklıkla bir cinsel işlev  bozukluğuna yol açabilir. Gizli aldatmayla ilgili suçluluk duyguları da sadık olmayan partnerde CİB’e neden olabilir. Aldatma ilişkideki problemleri de yansıtabilir. Bazan kişi yeni bir partnerle doyumlu ilişki sayesinde eşiyle cinsel tatminsizliği farkedebilir.
Aldatılmaya karşı eşlerde yalnızlık duyguları, eşe karşı öfke, narsisistik yaralanmaya baglı öfke reaksiyonları ve depresif tablolar ortaya çıkabilir. Eski bilinçdışı çatışmaların  şiddetlenmesi söz konusu olabilir. Erkeklerde aldatılmaya tepki olarak en çok erektil disfonksiyon, kadınlarda cinsel isteksizlik görülmektedir. Kadınlarda aldatılmayı takiben ortaya çıkan cinsel isteksizlik erkekte sekonder olarak erken boşalmaya neden olabilmektedir.
Gerçekdışı beklentiler:
Bir bireyin cinsel beklentileri cinsel doyumunu etkileyebilir. Gerçek dışı ve abartılı cinsel beklentiler, cinsel yaşamdan memnuniyetsizliğe ve cinsel yaşama ilgisizliğe götürebilir. Kadınlarda her cinsel ilişkide orgazm olma beklentisi, cinsel yaşamlarıyla ilgili tatminsizlik duygularına bu da cinsel yaşamdan uzaklaşmaya götürebilir.
Partnerde cinsel işlev bozukluğu .
Kadının orgazmik fonksiyon bozukluğu veya yetersiz ilişki isteği erkeğin erken boşalmasına veya erektil disfonksiyona neden olabilir veya tersi söz konusu olabilir. Bu tür vakalarda hangi fonksiyon bozukluğunun önce geliştiğini belirlemek önemlidir çünkü tedavinin başlangıç odağı olacaktır. Seks terapisini kabul eden çiftlerin üçte birinde  cinsel işlev bozukluğu  her iki partnerde birden görülür.
Bizim bir çalışmamızda  vaginismuslu kadınların  yaklaşık 40’ının eşlerinde de CİB saptamıştık.
Tesadüfi başarısızlık:
İzole bir başarısızlık deneyimi böyle bir yaşantının psikolojik sekeline bağlı olarak cinsel işlev bozukluğuna neden olabilir. Örneğin alkol kullanımı olan orta yaşlı bir adam işteki sıkıntısı nedeniyle son zamanlarda alkol alımını artırmış olsun. Bu kişi  bir ilişkide çok içmişken ereksiyon güçlüğü yaşamışsa bunun kalıcı olacağı endişesi ereksiyon bozukluğuna yol açabilir. Daha sonra bu endişeyi ancak alkol alarak giderecek ve gene alkolün etkisiyle tekrar ereksiyon zorluğu yaşayacak ve yeni bir başarısızlık bir kısır döngü oluşturacaktır.
Organik hastalıklara reaksiyon:
Birçok hastalık ya da hastalığın yarattığı durum veya tedavi biçimlerine karşı gelişen psikolojik reaksiyonlar cinsel işlev bozukluğuna neden olabilmektedir. Bunların başında kanserler, jinekolojik hastalıklar ve ameliyatlarla diğer ciddi hastalıklar gelir.
Özkan’ın bir makalesinde belirttiği gibi kanser; işlev kaybı, çaresizlik, ümitsizlik, suçluluk, ölüm korkusu, ağrı endişesi, ve bağımlılık korkuları uyandırır. AIDS'le ilgili inanışlar HIV pozitif kişilerde suçluluk duygularının daha da fazla olmasına ve cinsel yaşamdan daha fazla kaçınmaya neden olurlar. Yaşamı tehdit eden  krizlerde tüm zihinsel enerji ve bu arada  cinsel enerji de yaşamı sürdürme enerjisin emrine verilir. Kanserli hastaların yaşam sürelerinin uzamaları yaşam kalitesi beklentilerini bu arada psikiyatrik sorunlara ve cinsel yaşama ilgiyi artırmaktadır. Bu da ruh sağlığı çalışanlarının bu tür hastalara yardım biçimlerini etkilemektedir.
Jinekolojik kanser ameliyatlarında hastalığın yarattığı endişe ve genel olarak ameliyatlara ilişkin yaşanan korku ve kaygılar yanında fiziksel çekicilik ve cinsel işlevlerle ilgili korku ve kaygılar da gelişir. Bir çok kadın için benlik saygısı, güven ve kimlik, fiziksel görünümle doğrudan ilişkilidir. Histerektomiden sonra gelişen en sık psikiyatrik sorun depresyondur. Ancak, cinsel istek azlığı, fobiler, konversiyon reaksiyonu hatta psikotik reaksiyonlar bildirilmiştir. Gelişen infertilite; suçluluk, yetersizlik, çaresizlik, kızgınlık, inkar ve depresyon tepkileri uyandırır. Ayrıca birçok kadın ve eşi yanlış olarak uterus ile cinsellik ve hormon üretimini eş görürler.
Amputasyonlar da genellikle kayıp tepkisi ve matem duygusunun yanında , hastanın kendine yeterlilik duygusunu ve mobilitesini azaltır. Cinsel çekiciliklerinin azaldığı duygusu cinsel kaçınmalara  neden olabilir.
Yaşlanma:
Bireyin yaşlanmaya tepkisi cinsel işlev bozukluğunun gelişip gelişmeyeceğinin ana belirleyicilerinden olabilir. Örneğin menapozu takiben utanma hissettiği için seks isteğini kaybeden bir kadının esas nedeni ön sevişme sırasındaki lubrikasyonun azlığı olabilir. Tıpkı orta yaşlı bir erkeğin ereksiyon ve ejekülasyon için daha fazla uyarıya gereksinim duymasından utanabilecegi  gibi.
Kilo alımı, sarkmış göğüsler gibi fiziksel değişikler, ilgi çekiciliğin kaybı veya bireyin cazibesini yitirdiği ile ilgili düşüncelere neden olarak sekse ilgiyi azaltabilir.
Öte yandan eklem hastalıkları, kalp damar hastalıkları, kanser ve diger ciddi hastalıklar cinsel işlevleri bozabilir.
Üçüncü olarak hastalık görülmesinini sılığında artış cinsel fonksiyonları etkileyecek ilaç kullanımını artırabilir.
Dördüncü olarak depresyon, anksiyete ve demans gibi psikiyatrik bozukluklar daha sık görülebilir ve bunları tedavide kullanılan ilaçlar cinsel işlevi bozabilir, dahası yaşlı insanların cinsel yaşamı ile ilgili cinsel mitler de cinsel işlevleri bozabilir. Bunlar şunlardır:  Seks genç ve çekici insanların ayrıcalığıdır; üreme durduğunda seks de durmalıdır; orta yaştan sonra cinsel performans genelllikle durur, durmasa da anormaldir.
Yaşla birlikte cinsel isteğin ve ilginin azalacağı inancı ileri yaşlarda insanları cesaretsizleştirmekte veya bazı yaş dönümülerinde ortaya çıkabilen yaşılık korkuları cinsel yaşamı etkileyebilmektedir.
Depresyon ve anksiyete:
Çeşitli nedenlerle otaya çıkan anksiyete bozuklukları ve depresyon cinsel isteği ve ilgiyi azalttığı gibi cinsel işlev bozukluklarına da sebep olmaktadır. Burada primer olay anksiyete bozuklukları ya da depresyon ise öncelikle bunların düzeltilmesi gerekir. Bazan da cinsel işlev bozukluğuna sekonder olarak anksiyete bozuklukları ve depresyon gelişebilmektedir. Bir erektil disfonksiyon grubunun üyeleri sorunların kendileri açısından anlamını şöyle belirtmişlerdi: “ insanların yüzüne bakamıyorum”, “sorunum belli olur diye çok korkuyorum”, “kanser olsam bundan daha iyi hiç değilse onurumla ölürüm”, “eğer sorunum düzelmezse intihar edeceğim”.
Travmatik cinsel deneyimler: 
Travmatik cinsel deneyimler cinsel işlevlerin her aşamasında bozukluk ortaya çıkarabilmektedir. Kadınlarda özellikle uyarılma zorlukları, cinsel tiksinme bozukluğu, vaginismus görülürken erkeklerde daha çok erken boşalma ve erektil disfonksiyon görülmektedir. İstenmeyen gebelik de cinsel travmanın bir diğer formudur. Cinsel istek azalmasına neden olabilir.
Ancak erişkinlikte yaşanan cinsel travmanın cinsel işlev bozukluğuna neden olduğu ile ilgili yaygın kabülü destekleyen çok fazla bilgi yoktur. Birçok tecavüz kurbanı kadının bu eylemden sonra seks isteklerinin ve seksten aldıkları zevkin azaldığı, orgazm zorlukları olduğuna ilişkin yayın azdır.
3-DEVAM ETTİRİCİ FAKTÖRLER
Bu türden faktörler özellikle de tedavi sürecinde önem kazanırlar. Devam ettirici faktörler düzeltilmeye daha açıktır.
Cinsel zorlukların devamından sorumlu olan faktörlerden bazıları gözönüne alındığında anksiyetenin bunların bir kısmında çok sık görülmesinin fazla bilgi verici özelliği yoktur. Anksiyete zaten kacınma, istek yokluğu, uyarılma inhibisyonu tarzında cinsel işlevi bozabilir.
Performans anksiyetesi:
Performans anksiyetesinin önemi dolayısıyla bunu ayrı bir konuşma konusu yaptık. Sizlere bu konuda Dr. Kaan Kora bilgi verecek.
Başarısızlık korkusu:
Cinsel işlev bozukluğu olan çoğu çiftin cinsel deneyim sonucunda hoşnutsuz bir yaşantı beklentisi vardır. Bir başarısızlık diğerini takip eder ve sonnuçta çift başarısızlığı bekler bir duruma gelir. Bu kısır döngü kalıcı probleme ya da cinsel ilginin kaybına neden olabilir.
Daha önce olmuş bir aksamanın tekrarlanacağı korkusu hem uyarılmayı hem de diğer işlevleri bozabilmektedir. Endişe içinde ilişkiye başlayan kişi, kendini gerçekleştiren kehanet ile yeniden başarısız olmakta ve böylece bir kısır döngü başlayabilmektedir. 
Suçluluk duygusu:
Cinsel porblemi olan insanlar arasında çeşitli nedenlere bağlı suçluluk duyguların sık rastlanır. Örneğin kısıtlayıcı yetiştirilme koşullarında büyütülmüş birinin cinsel inhibisyonlarınını yansıtabilir. Erotik hazzı yaşamak bu nedenle imkansız olabilir. Suçluluk cinsel işlev bozukluğunun partner üzerinde algılanan etkileri nedeniyle de hissedilebilir. Çocuk doğumu sonrasında seks isteğini kaybeden bir kadın partnerinin cinsel tatminini redderse suçluluk duyacağı için yine de ilişkiye girebilir fakat bu onun daha da gücenmesine yol açar ve normal cinsel ilginin düzenini bozabilir.
Çeşitli kaynaklı suçluluk duyguları cinsel işlevleri etkileyebilir. Ensestiyöz suçluluk duyguları olabileceği gibi, başka biriyle gizli bir ilişkiden, başka birine ilgi duymaktan kaynaklanan veya eşe karşı ilgisizlik ihmal gibi nedenlerle de olabilir.
Partnerler arasındaki çekicilik kaybı:
Partnerler arasındaki çekicilik kaybı genellikle cinsel işlevlere yansır. Değişim kendiliğinden olabileceği gibi yaşlanma veya fizikel değişikliklerle de (obesite, sakatlayıcı ameliyat, kötü hijyen) ortaya çıkabilir.
Keza, evlilik ilişkisinde rollerin ebeveyn-çocuk ilişkisine evrilmesi cinsel isteksizliğe ve işlev bozukluklarına neden olabilmektedir.
Partnerler arasındaki zayıf iletişim:
Cinsel işlev bozukluğu gelişen bir çok çift cinsel ilişkilerini konuşamamaktadır. Böylelikle partnerler hem cinsel ihtiyaçlarını ve anksiyetelerini ifade edemezler hem de herbiri karşışındakinin düşünce ve duygusunu tahmin etemeye çalışır. Bu tür tahminler ciddi yanlış anlamalara yol açabilir ve cinsel zorlukları daha da artırabilir. Örneğin doğumu takiben cinsel ilgisi azalmış bir kadın partnerine artık uyarılmak için daha nazik bir ilgiye ihtiaç duyduğunu söylemeyebilir, partneri de eşinin cinsel ilgi azlığını kişisel bir red olarak algılayabilir ve aşk yapmaktan geri çekilebilir veya partnerinin bir an önce kurtulmak istediğini düşünerek acele edebilir.
Özellikle cinsel işlev bozukluğunu karşı tarafın hassas olabileceği için gizleme, ya da kerşı tarafın cinsel işlev bozukluğundan yakınmama sık rastlanır. Bazı taleplerin gerek genel ilişkide gerkese de sevişmeke ilgili olarak iletilememsi veya istenmyen bazı şeylere hayır denememsi kızgınlık, öfke gibi nedenlerden ya da engellenmişlik nedeniylecinsel isteksizlik veya cinsel işlev bozukluğuna neden olabilceği gibi sürdürücü de olablir.
Genel ilişkideki bozukluklar:
Bu ortaya çıkarıcı olduğu gibi devam ettirici de olabilir. Birçok çift için cinsellik ile sevgi ve genel uyum çok sıkı bir ilişki içindedir ve bunların herhangi birindeki sorun diğerlerine de yansır. Eğer partnerlerden  biri diğerine karşı ilgisini kaybetmişse veya gücenmişse tatminkar bir cinsel ilişki genellikle sürdürülemez. Bancroft, cinsel işlev bozukluğunun kadınların % 24'ünde, erkeklerin % 17 sinde genel ilişkideki uyumsuzluğa bağlı olduğunu bulmuştur.
Oldukça muhafazakar bir ortamdan gelen ve genel ilişkileri oldukça bozuk bir çiftin erkek üyesi cinsel isteksizliğinden yakınmaktaydı. İki tarafın aileleri de çiftin evliliği ile çok ilgiliydi. Çiftin erkek üyesi bu “mutlu ve örnek aile ilişkisi”ne karşın eşinden memnun değildi ancak rahatsızlıklarını eşine söyleyemiyordu. İletişimlerindeki bozukluk erkeği ayrılma kararına götürmüş ancak bunu da eşine söyleyemiyordu. Eşinden ayrılabilmesi kendi sosyal ortamı ve ailesi tarafından kabul edilmeyecekti. Ailesine karşı çıkabilecek ölçüde bireysel davranabilmesi de olanaksızdı. Sonuçta cinsel ilişkide zevk alamamak gibi bir yakınması gelişmişti. Eşine bunu söyleyebiliyordu. Eşiyle ilgili tüm yakınmalarını ve memnunuiyetsizliğini sevişmekten zevk almıyorum şeklinde özetlemekteydi.
Yakın ilişkiye girme korkusu:
Yakın ilişki kurmaktaki zorluklar cinsel problemlerin sık bir nedenidir Yüksek derecede yakınlık olan ilişkilerde cinsel mutluluk da vardır. Yakınlıkla başa çıkma zorluğu olan bireylerin geçmişlerinde de bir sevgi ve sıcaklık problemi vardır. Kaplan yakınlık zorluğu olan kişilerin belli bir yakınlığa kadar ilişki kurduğunu ondan sonra ilişkide yıkıcı olmaya başladığını ileri sürmektedir.
Partnerlerden biri karşılıklı yakınlaşma ve uyarılmanın tehdit edici olduğunu hissediyorsa ilişkide aceleci olabilir ve cinsel işlev bozukluğunun devamında önemli bir rol oynar. Hem kalıcılık hem de kötüleşmeyi sağlayabilir. Yakınlaşma korkusu terapinin erken safhalarında çift zevk alma egzersilerine başladığında ortaya çıkar.
Bazı kimseler cinsel ilişkinin yarattığı yakınlığı istemezler. Çıplak olarak görülmeyi anksiyete içinde yaşarlar. Narsisistik ve şizoid karekterlede görülebilecek çeşitli yakınlaşma zorlukları bazan cinsel ilişki sırasında da hem iletişim açısından hem de taleplerin karşılıklı iletilmesi açısından zorluklara neden olabilmektedir. Bu da bir cinsel sorunun ortaya çıkmasına ya da sürmesine neden olabilmektedir.
Bir keresinde sadece delikli külotlarla soyunmadan sevişen bir çift görmüştüm. Çift birlikte banyo yapmıyorlar birbirlerinin yanında soyunup giyinmiyorlardı. Bu çiftin yakınlaşmakla ilgili zorlukları çeşitli düzeylerde bir hayli yaygındı. Seks terapisine geçmeden önce çiftin uzunca bir zaman, yakınlaşmalarını temin etmek gerekmişti.
Bozuk kendilik algısı:
Cinsel işlev bozukluğu bir kez oturduğu zaman bunun bireyin kendilik algısı üzerine etkisi cinsel sorunun devamına veya kötüleşmesine yol açabilir. Bir erkeğin erkeklik duygusu erektil disfonksiyonla çökebilir ve böyle duygularla proveke olan anksiyete erektil zorluğun devamına katkıda bulunabilir.
Benzer bir biçimde anorgazmik bir kadının kadınlık algısı da bozulabilir ve kendini tam bir kadın olarak hissetmesini etkileyebilir. Aynı zamanda orgazm olamayan bir kadın eşin de kendi erkeklik duygusu ile ilgili kuşkuları olabilir.
Beden  imajından hoşnutsuzluk da cinsel işlev bozukluğunun kalıcılığına neden olabilir. Örneğin göğüslerinin veya göbeğinin çok büyük olduğunu hisseden bir kadın kendini partnerinin dokunuşlarına bırakmayabilir. Seks terapisi de partnerlerinin vücut imgesi ile ilgili saygısı ve çekiniklikleri artırabilir. Vaginismusta cinsel organların büyüklüğü veya kirliliği gibi beden imgesinin bazan aşırı çarpıtılmış durumları da olabilir.
Yetersiz cinsel bilgi:
Giderek çiftlerin cinsel bilgilerinin artmasına bu konuda ulaşıyabilir ve sağlıklı bilgiler içeren yayınların atmasına karşılık çocukluklarından itibaren yanlış cinsel bilgileri olan çiftler olabilmektdir.
Cinsel Mitler: Bu konu önemi dolayısıyla ayrı bir konuşma olarak Dr. Kaan Kora tarafından anlatılacak.
Kısıtlı önsevişme/sevişme:
Cinsel problem gelişebilir ve devam edebilir çünkü cinsel ilişkiden önce çok az önoyun yapıyor olabilir ve hatta cinsel zorlukarı olan daha da az zamanh ayınrırı ön oyunlara bu da çeşitli nedenlere bsağlı olablir. Seks isteği azalmış ya da kaybolmuyş kadın cinsel ilişkinin bir an önce bitmesi için ilişkiye girilmesiniisteyebilir ve bu isteği azaltabiilr, erken boşalması olan bir erkekte uyarılmayı azaltmak için  önoyunlardan kaçmaya bu da partnerlerin zevk almasınnı azalmasına ve problemin giderek artmasına neden olablir.
Erkeklerde genellikle hedefe yönelik tutum nedeniyle bir an önce tatmin olma arzusuyla sevişmeye yeterli zaan ayrılmamsı kadınlarda anorgazmiye ve gderek cinsel isteksizliğe neden olabilmektedir. Bir keresinde somatizasyon yakınmalarıyla gelen bir Avrupa ülkesinden göç etmiş 45 yaşlarında bir kadın hastamdan dinlediğim öykü bunun uç örneklerinden biridir. Eşi 25 yıllık evlilikleri boyunca kendisini sevişirken bir kez olsun öpmemiş ve okşamamıştı. Sevişmeleri sadece koitustan ibaretti ve bu sırada erkek ne kendisi eşine dokunuyor ne de eşinin kendisine dokunmasına izin veriyordu. Tedavi için eşinin desteği ve yardımının gerektiğin söyledim ancak eşi gelmedi.
Psikiyatrik rahatsızlıklar:
Birçok pskiyatrik rahatsızlığın cinsel istek, ilgi ve işlevlerde sorunlara yol açabildiği bilinmektedir. Cinsel sorun psikiyatrik bozukluğa sekonder olarak gelişmişse öncelikle psikiyatrik sorunun tedavi edilmesi gerekir. Ancak bazan cinsel sorunun halledilmesi psikiyatrik sorunun çözmünü de kolaylaştırabilir.
Kendini yetersiz tanıma:
Kendini yetersiz tanıma bir cinsel işlev bozukluğuna yol açabileceği gibi sürdürücü bir etken olarak da rol oynayabilir.
KAYNAKLAR
Bancroft J : Endocrinology of sexual function. In Sexual medicine . Ed : M Elstein. Clinics in Obstetrics and Gynaecology, Vol 7, 253-281, London, Saunders, 1980
Bancroft J: Human sexuality and its problems, Edinburg, Scotland, Churcill Livingstone,  1983
BeckerJV, Skinner LJ, Abel GG, Tdeacey EC: Incidence and types of seasonal dysfunctions in rape and incest victims. Journal of Sex and Marital Therapy, 8: 65-74, 1982
Burgess AW, Holmstrom LL :Rape: sexual disruption and recovery. American Journal of Orthopsychiatry, 49: 648-657, 1979

Feldman-Summers S, Gordon PE, Meagher JR :The impact of rapeon sexual satisfaction. Journal of Abnormal Psychology, 88:101-105, 1979
Finkelhor D :sex among siblings : a survey on prevalance, variety and effects. Archivesof SexualBehavior, 9: 171-194, 1980
Fisher S :The female orgazm: psychology,physiology, fantasy, London, Allen Lane, 1973
Fritz GS, Stoll K, Wagner N : A comparison of males and females who were sexuallymolosted as children. Journal of Sew and Marital Therapy, 7: 54-59, 1981
Hawton K: Sex Therapy-A Pratical Guide. Oxford University Press, New York 1985.
Kaplan SH: The New Sex Therapy. Brunner/Mazel Pub. New York. 1974.
Kinsey AC,Pomeroy WB, Martin CE: Sexual behavior in the human male. Philadelphia, PA, WB Saunders, 1948
Leiblum SR, Rosen RC : Principles and practice of sex therapy : An update for the 1990s. New York, Guilford, 1989
Masters WH, Johnson VE: Human sexual inadequacy., Little & Brown ,Boston, 1970.
Masters WH, Johnson VE, Kolodny RC :Heterosexuality, New York, Harper Collins, 1994
Nettelbladt P, Uddenberg N : Sexual dysfunction and sexual satisfaction in 58 married Swedish men. Journal of Psychosomatic Research, 23: 141-147, 1979
O’Connor JF: Sexual problems, therapy, and prognostic factors. In Clinical management of sexual disorders ed: JK Meyer, Baltimore, Williams and Wilkins, 1976
Özkan S: Psikiyatrik Tıp: Konsültasyon-Liyezon Psikiyatrisi. Roche Müstahsarları Sanayi A.Ş. İstanbul 1993.
Sadock VA :Normal human sexuality and sexual dysfonctions, in Comprehensive Text-book of Psychiatry, 5th Edition. Ed Kaplan HI,  Sadock BJ, Bamtimore MD, Williams & Wilkins,1989
Uddenberg N: Psychological aspects of sexual inadequacy in women. Journal of Psychosomatic Research, 18, 33-47, 1974

11 Eylül 2014 Perşembe

Sekste kadınlar ne ister? Erkekler Ne ister?

'Türkiye’de insanların yüzde 90'ı aynı şekilde sevişiyor’


Prof. Doğan Şahin: Erkekler görsel uyaranlardan, kadın güvenince daha çok etkileniyor


- A +

- Hazal Özvarış 
hazalozvaris@gmail.com
Prof. Doğan Şahin, T24’e verdiği söyleşinin dün yayımlanan ilk bölümünde “aşk”ın neden tesadüf olmadığını anlattı. “Aşk, bir tamamlanma arzusudur” diyerek kimin, kime, neden âşık olduğunu karakterlerdeki arızalar üzerinden özetleyen Şahin, söyleşinin ikinci bölümünde dümeni cinselliğe ve aşk acısına kırıyor.

Şahin, genel sekreteri olduğu Cinsel Eğitim ve Araştırma Derneği’nin (CETAD) Türkiye örneklemi üzerinde yaptığı araştırmaya göre kadınların cinsel bilgileri kocalarından öğrendiğini, erkeklerin de yanlış şeyler bildiklerini söyledi.
“Türkiye’de insanların cinsel hayatlarını filme alsan, yüzde 90'ının neredeyse aynı sırayla, aynı şekilde seviştiğini görürsün…”  diyen Şahin’e göre “Birbirini gerçekten, sağlıklı bir şekilde seven iki insanın cinsel problem yaşama ihtimali yok gibidir.”
Aşk derken, bir ümitten bahsettiğinin altını çizen Şahin, “Günümüzde aşkı en çok bozan şeylerden biri kıymet vermemek” diyor ve aşk acısını, biten ilişkinin neden sonlandırılamadığını, terk edilmenin neden bu kadar acıttığını anlatıyor.
Aşk acısının tedavisi mümkün mü, sorusuna ise Şahin’in verdiği cevap net: “Mümkündür.”
Söyleşinin ikinci bölümü için lafı uzatmadan, sözü Prof. Şahin’e bırakalım. Buyrun.

‘Erkekler görsel uyaranlardan, kadın güvenince daha çok etkileniyor’

- Cinsellikte hayranlığın rolü ne? 
Bir şeyi ne kadar çok beğeniyorsanız onu yaşamaktan o kadar çok keyif alırsınız. Beğendiğiniz bir yerde olmak, mesela boğaza karşı kahve içmek daha keyiflidir.  Bir kişiye ve onun bedenine duyduğunuz hayranlık, onu sevme isteğinizi de artırır. Çok güzel bulduğunuz bir dudağı öpme, mest olduğunuz bir beli sarma isteğiniz daha fazla olacaktır.  Ancak öte yandan cinsel arzunun kendinden kaynaklanan bir kısmı da vardır.
- Açar mısınız? 
1- Bu kirazı görürüm, çok beğenirim ve canım bu kirazı yemek ister. 2- Acıkmışımdır, bir şey olsa da yesem, diye bakarım ve kirazı görürüm, yerim. İlkinde kirazı yememi sağlayan temel şey, kirazın güzelliği veya ona duyduğum arzu iken ikincisinde benim acıkmış olmamdır.
- Peki, kadınlar ve erkekler fizyolojik olarak nelerden etkilenir?
Erkekler, karşısındaki insanın kaşı, gözü, kalçası, göğsü gibi görsel uyaranlardan daha çok etkileniyor. Kadınlar için erotik uyarıda ise duygusal yakınlığın daha büyük önemi var. Kadın, erkeğe güvenirse uyarılabiliyor. Evrimsel açıdan bakarsak erkek, kadının doğurganlığına, kadınsa çocukları olursa kendilerine bakma ve sahip çıkma potansiyeline bakıyor.
- Söyledikleriniz, tek gecelik ilişkiler için de geçerli mi?
Geçerli. "Bu adam arkamdan atıp tutmaz, az buçuk bir şerefi vardır" diye düşündüğü insanlarla daha rahat beraber olabilir. Ayrıca, erkeklerin uyarılmaları fizyolojik olarak çok daha hızlı olur. Cinsel aktiviteye girme aşaması hızlı cereyan eder ama herhangi bir engelleme ile karşılaştıkları zaman da çok çabuk geçer. Alev gibi, hızlı ateş alıp hızlı sönüyor. Kadınlar daha geç uyarılıyor ama uyarıldıkları zaman hemen geçmiyor, daha geç soğuyorlar.

‘Erken boşalmayı kontrol edemeyen erkek bize gelecek’

- Sağlıklı cinsel ilişki ikisinin ortalaması mı?
Uyum iyi bir şeydir ama her şeyin ortalaması en uyumlu olan olmadığı gibi uyumlu olsun çabası renksiz bir şeye de dönüşebilir. İki taraf da her seferine çok zevk alacak, acayip orgazm olacak diye bir şey yok. “Bir sana, bir bana” da olabilir. Tabii ki erkekler, fizyolojik olarak demin aktardığımız gibi olmalarına rağmen tecrübe kazandıkça uzun süre uyarılmaktan da keyif almayı öğrenirler. Bunu kadınlarla paylaştıkça, beraber uyarılmışlık düzeyinde kalmanın orgazm kadar güzel bir keyif olduğunu gördükçe bir an önce orgazma gideyim sevdasından vazgeçerler. Erken yaşlarda erkek niyet etse bile kendisini hızlı zevk almak ve orgazm olmaktan alıkoymakta zorlanır. Boşalmayı kontrol edebilse bile ki öğrenmesi kolay bir şeyden bahsediyoruz, o yaşta hızlı boşalmayı tercih edebilir.
- Erken boşalmayı kontrol edemeyen erkeğe ne öneriyorsunuz?
Bize gelecek.  Yani, cinsel terapi eğitimi olan bir meslektaşıma. Terapi ile 8 haftada boşalma kontrolünü öğretiyoruz ve boşalmanın kontrolünü kişinin iradesine bırakıyoruz. Tedaviden sonra istediği sürede boşalmayı öğrenmiş bir insan haline geliyor.
- Kadınlar için süreç nasıl işliyor?
Boşalma ile ilgili yaptığımız şeyi özetleyebilirim ama yanlış anlaşılmalara çok müsait. Erken boşalan kişi refleks olarak,  omurilikten boşalır.  Biz boşalmanın beynin kontrolü ile olmasını sağlıyoruz. Korteksin kontrolüne veriyoruz ve beyin omuriliği kontrol eder hâle geliyor. Orgazm olamayan kadınlarda ise beynin aşırı kontrolü vardır. Onlarda da beyinden alıp, omurilikten boşalır hâle getiriyoruz. Çoğu seks terapisi gibi bu da 8 hafta sürüyor. Çözüm ne beyni ne de omuriliği tamamen yok etmekte değil, ikisinin de ayrı keyfi var. Vajinal, klitoral orgazmlar gibi… Hepsinin ayrı yeri var.

‘Kadınlar evlenene kadar doğru düzgün cinsel bilgiye sahip olmuyor’

- Cinsel sorunların bir kısmı da öğrenilen geleneksel cinsel rollerden kaynaklanıyor. Kadınlar, cinsellikte neyi, nasıl öğreniyor?
Maalesef bu içler acısı bir durum. Biz CETAD olarak, Türkiye örneklemi üzerinde bir araştırma yapmıştık. Kadınlara, cinsel bilgilerini nereden öğrendiklerini sorduk. Evli kadınların çoğu "Kocamdan öğrendim" diyor. Bunun anlamı şu, evlenene kadar doğru düzgün cinsel bilgiye sahip olmuyorlar. Kadınların diğer bilgi kaynaklarını da büyük oranda aile ve akranlar oluşturuyor. Cehaletin kol gezdiği kaynaklardan bahsediyoruz. Yapılan araştırmada kocaya "Ne biliyorsun" diye sorunca, onların da sadece yanlış şeyler bildiklerini tespit ettik.
- Ne biliyorlar?
Saymakla bitmez. Mesela “Kadınlar, erkekler kadar cinsel istek duymaz”, hatta “Kadınların cinsel istekleri olmaz” zannediyorlar. Veya “Erkek, her zaman cinsel istek duyar”  zannediyor. "E, kendine neden bakmıyorsun? 24 saat cinsel istek mi duyuyorsun?" diye sorunca "Bende olmuyor ama öyledir" diyor. 24 saat sürekli sekse hazır bir makineye inanıyor. “Kadın cinsel isteğini belli etmemelidir”, “Fazla ses çıkarmamalıdır”, “Seksi erkek götürmelidir” sanıyorlar. “Erkek, kadının ne zevk alacağını bilir” diyor, nereden bildiğini sorunca da "Ben bilirim, tahmin ediyorum" diyor. Kadınlar da kocalarından öğrendikleri için bunlara inanıyorlar. Erkeklere cinsel bilgilerini nereden öğrendiklerini sorduğumuz zaman cevap akranlar, ergenlikteki dergiler, internet, basın oluyor.

‘Haydar Dümen aynı mitleri tekrar etti’

- Basından ne tür cinsellik haberleri takip ediyorlar?
Haydar Dümen gibi gazetelerde cinsel köşe yazanları...
- Türkiye’de cinsellik deyince akla düşen ilk isimlerden olan Dümen'in eksileri ve artıları ne?
Dümen'in cinselliğin konuşulmasında büyük bir rolü var ama yanlış konuşulmasında da bir o kadar rolü oldu. Aynı mitleri tekrar etti: “Bir kadın çok istekli olmamalıdır”, “Erkek her zaman isteklidir” vs. Düzeltmeye çalıştığımız önemli şeylerden bir tanesi de cinselliğin mizah ve alay konusu yapılmadan konuşulabilmesini sağlamak. Dümen, kişileri gülünç duruma düşürerek cevap veriyor. Örneğin, “Günde 3 kez cinsellik yaşıyorum" diyene "Sen azmışsın, seni teneşir paklar" gibi cümleler kuruyor.
- Pornografinin cinselliği yanlış öğrenmeye katkısı ne?
Önemli bir rolü var. Çünkü erkeklerin "İnternetten öğreniyorum" dediği bilgilerin çoğu pornografik yayınlar. Onlar da yalanlarla, yanlışlarla dolu.
- Erotizmi "emek ve sabır isteyen bir tutku kültürü" olarak tanımlayan Enis Batur’un sözlerinden yola çıkarsak, “Türkiye’de erotizmden öte pornografiye yatkınlık var” algısı ne kadar yanlış?
Cinselliği yemek yemeğe benzetirsek, mesela Türkiye’de ne kadar incelmiş bir sofra kültürümüz var ki? Cinsel arzular ne kadar arıtılmış, ne kadar incelmiş,  damıtılmışsa o kadar keyif verici olur. Öbür türlüsü fizyolojik doyumdan ibarettir.  “Eti önce şaraba yatıralım, defne yaprağı ile ovalım, çeşitli soslarla bezeyelim, 2 gün bekletelim” gibi bir kültürümüz yok ki. Mangala atıp yiyoruz. Olduğu gibi.  Göçmenliğin bunda ciddi bir rolü var. 3 gün orada, 3 gün burada kalmaktan kaynaklanan “Geçerken alıp götürürüm” anlayışı var. Yerleşik hayata, incelmiş zevklere geç geçmemizin önemli etkileri var.

‘Bir tek kadın değil, adam da ‘ağzına al, yala’ demeye utanıyor’

- Maddiyatı ve yerleşikliği sindiren insanların cinselliği daha mı oturaklı?
Öyledir, çünkü yerleşiklikle zevkler, süslemeler, bezemeler başlar. Bütün o jartiyer, dantel, ışık, perde vs. hep emek, bolluk, yerleşiklik ve vakit gerektiren şeylerdir. Cinsellik, acil bir durumla kesilebilecek, dar vakitlerde, kıtlıkta yaptığın bir şey ise “Hemen yapayım, bitireyim” istersin.
- Yan odada pornografi izlemek, dışarıda Madonna aramak veya yatak odasındaki suskunlukta dürüstlük yoksunluğunun etkisi ne?
Utanç çok yaygın bizde. Kadınlar cinsel arzuları olduğunu söylemekten, özel bir şey istemekten utanıyorlar. Sadece cinsellikte de değil, misafirliğe gidince “Bir karpuz kesin de yiyelim” demek görgüsüzlük sayılıyor. Dolayısıyla rutin neyse, geleneksel neyse ona uyum sağlamaya çalışan, kendi bireyselliğini bilmeyen, itaat üzerine dizayn edilmiş bir topluluktan bahsediyoruz.
Cinsellikte de bir tek kadın değil, adam da "ağzına al, yala" demeye utanıyor. Anadolu'da "Televizyon çıktı da dudaktan öpüşmeyi öğrendik" lafını duydum. Çünkü orada cinsellik, birleşmeden ibaretti.  Neyse ki televizyon icat edildi ama o da başka bir çeşit tek tipleşme yarattı. Cinsellik şahsi bir şey olmasına rağmen insanların büyük çoğunluğu aynı dizgide sevişmeye başladı: Sevişme arzularını belirttikten sonra çift öpüşmeye başlıyor, öpüştükten sonra birbirlerini okşamaya başlıyorlar, kadınların göğüsleri okşanıyor, erkekler çok okşanmıyor, belki biraz cinsel organ okşanırsa okşanıyor, biraz ıslandıktan sonra da cinsel birleşme yaşanıyor. Bu standart sevişmedir. Her evde başka bir yemek görürsün, ama cinsel hayatlarını filme alsan, Türkiye’de insanların yüzde 90'ının neredeyse aynı sırayla, aynı şekilde seviştiğini görürsün. Kişiler konuşmadıkça, kendi arzularını söylemedikçe bundan pek matah bir şey çıkmaz.

‘Cinsellik dışında hiçbir problemimiz yok, diyenler kendilerini tanımıyor’

- Yüzde 90'ın cinselliği konuşmadığı bir toplumda, aşka iyimser bakışınız ne kadar gerçekçi?
Ben bir ümitten bahsediyorum. Yoksa bir sürü arıza var. Herkes ya da insanların çoğu ideal aşk yaşıyor diye bir iddiam yok.  Ama aşkın geçici olmak zorunda olmadığını, kaderinin her zaman giderek azalıp sönmek olmadığını söylüyorum. Aşk iyi bakılırsa, gereken özen ve kıymet verilirse giderek gelişir, güçlenir. Günümüzde neden böyle olmuyor çünkü insanlar ilişkiye ve birbirlerine çok yatırım yapmıyor, pek kıymet vermiyorlar. Aşkı en çok bozan şeylerden biridir kıymet vermemek. Bir insan kendisine yeteri kadar kıymet verilmediğini tekrarlayıcı bir şekilde algıladığı zaman aşk duygusunu sürdüremez.
- Peki, aşkta cinselliğin yeri ne? 
Önemli bir parçasıdır. İlişki sadece güven üzerinden de gelişebilir ama bu kişiler bağımlıdırlar. Aşk veya hayranlık yoktur, iki kişi birbirlerine mukayyet olurlar. Bazı insanlar da birbirlerini çekici bulabilirler, çok uyumlu bir cinsel hayatları olabilir. Bu da bir ilişki için çok da fena sayılmayacak bir zemin oluşturabilir. Ama bir ilişki sadece cinsel uyumdan ibaretse de tek bir ayak üzerine kurulu hiçbir ilişki çok sağlıklı bir şekilde ilerlemez. Bağımlılar bunu daha kolay sürdürürler. Ama sadece cinsel ilişkiliye dayanan beraberliğin ömrü, bağımlılığa dayalı bir beraberliğe göre daha kısa olur.
- Normal bir çift, âşıklar ama cinsellik uyuşmuyor. Bu kombinasyon ne kadar mümkün?
Zor. Birbirini gerçekten, sağlıklı bir şekilde seven iki insanın cinsel problem yaşama ihtimali yok gibidir. Çünkü sağlıklı sevginin içinde cinsel arzu zaten vardır.  Birbirini cinsel nesne olarak, arzu nesnesi olarak algılamak zaten vardır.  Şöyle çiftler çok geliyor mesela, "Doktor bey, biz birbirimize çok düşkünüz, çok seviyoruz. Cinsellik dışında hiçbir problemimiz yok." Hakikat şu: Bu kişiler kendilerini tanımıyor, ne yaşadıklarının farkında değiller. Biraz konuşmaya başlayınca bir sürü sorun olduğunu görürsünüz. Cinsel gelişimlerinde sorun olabilir, sevgi ile şehveti birleştirmelerinde sorun olabilir, birbirlerini anne, baba gibi algılamaya başlamış olabilirler ya da kırgınlıkla karşılaşıyorsunuz. Birbirlerine kızgınlıkları, hatta düşmanlıkları vardır mesela. Güvenmiyorlardır birbirlerine. Karşı tarafın varlığına, ilişkinin süreceğine, kendisini seveceğine, esirgeyeceğine, iyi günde kötü gününde yanında olacağına güvenmeyen insan, kendisini açamaz, duygularını bırakamaz, cinsel olarak uyarıya açık olmakta zorlanır. Sevişemez demiyorum ama kendisini bırakamaz. Kolay kolay da orgazm olamaz. Ortak bir hayat sürdüreceğinize dair hayalinizin gerçekleşme ihtimalini az görüyorsanız, o insanın sizi hayal kırıklığına uğratmasından korkuyorsanız, son derece uyumlu davranıp terki önlemeye çalışıyor olsanız da duygularınızı özgürce hissedip yaşayamazsınız.

‘O sütü yapmayacaksın!’

- Anne, babaya aşklarını çözümleyemeyenlerin cinsel hayatı nasıl şekilleniyor?
Çocukluğumuzda ebeveyne âşık olmamız normal ve doğaldır ama sonra 6 yaş civarında geçer. Bunun geçmediği kişilere histerik diyoruz.  Bunlar hala bilinçdışı bir biçimde erkekler annelerine,  kadınlar babalarına âşıktırlar. Dolayısıyla bu kişilerin bir bölümü zaten cinsel aşk ile sevgiyi; şehvet ile şefkati aynı kişiye karşı hissedemedikleri için evlenemezler. Birilerine âşık olur ama ona cinsel arzu duyamazlar ya da cinsel arzu duyar hatta ilişki kurabilirler ama o kişilere de aşk hissetmezler.  Öte yandan daha hafif durumlarda evlilikler, uzun süreli birliktelikler olur ama bunların da cinsel hayatları sıklıkla sorunlarla doludur.
En sık rastladığımız sorun bir süre sonra birbirlerine cinsel ilgi duymamaya başlamalarıdır. "Biz birbirimize severek evlendik, sonra cinsel arzu yavaş yavaş bitti. Şimdi bacı-kardeş gibiyiz. Ama ayrılmayız, çünkü birbirimizi çok seviyoruz" diyenlerin büyük bir bölümünü histerikler oluşturur. İki insan birbirilerinde çocukluklarında âşık oldukları anneyi ve babayı bulmuşlardır. Ancak bu benzeşme başlangıçta çok büyük ölçülerde değildir. Ama insanlar birbirlerini istedikleri kılığa sokma konusunda çok mahirdirler. Hele hele birbirlerini seven insanlar bunu çok daha iyi yaparlar. Annesinden nasıl bir muamele gördüğünü karşı tarafa öğretmeye başlar. Mesela adam der ki "Annem her sabah bana bir bardak süt ısıtırdı, çok güzel olurdu.” Kız da "İyi, ben de ısıtayım" der. Yavaş yavaş kader ağlarını örer. Önce süt, sonra çorba… Bir süre sonra adam, onu annesi gibi görmeye başlar ve annesi gibi algıladıkça da cinsel isteği azalır ve sevişememeye başlar. Çünkü araya suçluluk duygusu giriyor ve birbirlerini cinsel nesne olarak algılamamaya başlıyorlar.
- Çare sütü yapmaya reddetmekte mi?
O sütü yapmayacaksın! Sütü önüne bıraktığın gün, geçmiş olsun. Ama bu sadece bir örnektir. Karşınızdaki insanı anne, babanız yapmanın başka yolları da var. Bazen erkek, sözlü olarak söylemez ama kendisine eşyalarını toplamadığı, çoraplarını ortada bıraktığı için kızan bir annesi vardır. Evlenir ve anneyi eşinde bulmak için çoraplarını ortalığa bırakır. Eş de, normal olarak "Şu çoraplarını televizyonun üzerine koyma" demeye başlar.
- Peki, ilişki bitmesine rağmen sonlandıramayanların derdi ne?
Bir sürü farklı sebep söz konusu olabilir. Bağımlılık, korkular, hayatla başa çıkamama endişeleri, yalnız kalma korkusu...
- Suçluluk duygusunun nasıl bir rolü var?
Bazı insanlar, sevgiliyle beraber olmanın,  ona "Hayat boyu seni seveceğim" sözü vermek olduğunu sanıyor. İnsanların hislerinin değişmeyeceğine dair vaatte bulunmuşlar gibi hissediyorlar. Duyguları değiştiyse de "Ben artık bir şey hissetmiyorum" demek, durumu kabullenmek istemiyorlar. Duygusal tutarlılığı sürdürmek çoğu insan için çok daha önemli.
- Duyguların değişme ihtimalini teslim ediyorsunuz, ama aşkta hayranlığın azalmasına karşı keskinsiniz. Çelişki yok mu?  
Aşk da tüm duygular gibi değişmemeye karşı efsunlanmış filan değildir. İyi bakmazsan, bozarsan azalır tabii. Ama azalmak onun kaderi değildir. Eğer ona iyi bakarsanız azalmak zorunda değil. Bunu biz azaltıyoruz çünkü bir sürü arızamız var. Her şeyi bozduğumuz gibi aşkımızı da bozuyoruz.  Başka şeylere olduğu gibi,  evinize bakmazsanız, dükkânınıza bakmazsanız, ortalığı bok götürür.  İşine,  iş yerine özen göstermeyen,  evine de, eşine de pek bakmıyor. Hatta kendisine de pek bakmaz. Çünkü en temelinde kendini yeterince sevmemek, kendini güzel ve mutlu bir hayata layık görmemek vardır.  Yarım saat uğraşsa, mis gibi pırıl pırıl yapacağı bir odayı, hayvan bağlasan durmaz şekilde tutan biri, kendisini de, mutluluğunu da, hayatı da önemseyemiyordur. İlişkisini de önemseyemeyecektir. Mesela bir çift geliyor, adam "Karımın duyguları azaldı, cinsellik de azaldı" diyor. Bakıyorsunuz, kendilerini salmışlar,  saç baş dağınık, bakımsızlar, herhangi birinde sevişmek bir kenara öpüşmek isteği dahi bırakmayacak durumdalar. Sonra da diyorlar ki   "Beni eskisi kadar arzulamıyor."  Arzulanacak hâl mi bırakmışlar, bunu düşünmüyorlar.

‘Cinsellik, yakınlık anlamına geldiği için özellikle yaralar’

- Ve vaktiyle birbirlerine âşık olan çift ayrıldı...  Bu süreçte en sık duyduğumuz cümlelerden biri "Şimdi bir başkasıyla…"
Tabii.
- "Şimdi bir başkasıyla" cümlesinde cinselliğin ağırlığı, sizin için ne demek?
Erkekler sevdiklerinin bir başkasıyla cinsel yakınlığını, kadınlar ise duygusal yakınlığını daha acı verici olarak algılamak eğilimindedirler. Aslında ikisinde de ortak olan şey “özel” bir şeyin, mahremiyetin paylaşılmasıdır. İki aşığı özel yapan önemli şeylerden bir tanesi cinselliktir. Yakınlık anlamına geldiği için de cinsellik insanları özellikle yaralar. Ayrıca, kültürün dayattığı namus gibi öğeler de onun şekillenmesinde rol oynar. Buradaki temel, "Benimle kurduğu o yakınlığı şimdi başkasıyla kuracak" olmasındadır.
İnsanların bir bölümü ise, karşı taraf mutlu olur korkusuyla ayrılamaz. Onun mutsuz olacağından emin olsa, birçok çift daha kolay ayrılır. Birçok insan için iyi bir ilişki, iyi bir evlilik hayatta başarılacak önemli alanlardan bir tanesidir. Biten bir evlilik de başarısızlık anlamına gelir. Adam ayrıldıktan sonra "Bir ilişkiyi bile yürütemedim, mutlu olamadım" demeye başlar, karşı taraf da evlenir ve mutlu olursa, perişan olur. Arızanın kendisinde olduğunu görmektense ayrılmayı tercih etmez. Bazı insanlar bu yüzden ayrıldıktan sonra karşı tarafın keyfini takip eder, “Üzülüyor mu yoksa mutlu mu" sorusuna cevap arar; çok mutlu olunca üzülürler, ama her gün ağlıyorsa kendilerini iyi hissederler.
- Kişi dikişi tutturamayınca mı çıkar bu arıza?
Evet.

‘Acı sıralaması kime daha çok duygusal yatırım yaptığınıza göre değişir’ 

- "Dünyayı başına yıkmazsam namerdim”  benzeri cümleler, tanıdıklarına yorulmadan kişiyi kötülemek, camına taş atmak gibi işlere kalkışanların harcadıkları efor, enerji kaybı mı, yoksa acıyı atlatma sürecinin bir parçası mı?
Mesleki olarak onu zor duruma düşürmeye çalışan, amirlerine şikâyet eden, ailesine "Biliyor musunuz, kızınız orospu" gibi mektuplar yazanlar oluyor. Bunların önemli bir bölümü nevrotik düzeyde değil, borderline kişilik örgütlenmesinden muzdarip insanlar. Kendileri ve nesneleri yani diğerlerini tamamen iyi ya da tamamen kötü olarak algılarlar.
Bir insan kendisini ne kadar iyi hissettiriyor, kendisini özel ve değerli algılamasını sağlıyorsa, o kadar iyidir. Ne kadar kendisinde olumsuz duygular uyandırıyorsa, sevilmediğini, önemsenmediğini hissettiriyorsa da o kadar kötüdür. Kendisini terk eden veya aldatan insan, onlar için birdenbire canavara dönüşür ve her türlü kötü muameleyi hak eder.  Eğer bu nesne iyi, değer verdiği biri ise ve "Kusura bakma ama ben seninle arkadaşlık edemeyeceğim, çünkü rezil bir insansın" derse, kendisini çok kötü hissedecektir ama o nesneyi değersizleştirir, onu kötü ve değersiz olduğunu düşünürse, onun kendisini istememesi o kadar acı verici olmayacaktır. Onu, değersiz, aptal, kötü, rezil biri olarak algıladığında onun seni istememesinin vereceği acı azalmış olur. Karşı tarafın beş para etmez olduğuna daha kolay inanmak için de kendine ittifaklar ararsın. Onu herkese kötülediğinde ve herkes onun kötü ve aşağılık biri olduğuna inandığında bu değersizleştirmeyi daha kolay yaparsın. Dolayısıyla o nesneyi sadece kendi gözünde kötü yapman da yetmiyor, kamusal olarak da kötülemen gerekiyor. Böylece, daha önce sevdikleri insanı aniden nefret nesnesine dönüştürüyorlar.
- Peki, bir acı sıralaması yapsanız, aşk acısı kaçıncı sıradan listeye girer?
İnsandan insana değişir. O kişiye ne kadar duygusal yatırım yaptıysanız, canınız o kadar acır.
- Yatırım büyükse, aşk acısı evlat acısıyla eş değer olur mu?
Evladınıza, kocanızdan ya da sevgilinizden daha çok yatırım yaptıysanız, evlat acısı daha çok da olur. Birçok kadının dünyasında kocalar, fazla yer tutmaz; kenarda, geçim sağlayan, dandikten bir tiptir. O yüzden evlat acıları daha yüksektir.

‘Aşk acısının tedavisi mümkün’

- Biri kapınızı çaldı ve "Doktor Bey, aşk acısı çekiyorum. Ne olur yardım edin" dedi. Ona yardımcı olabilir misiniz? Aşk acısının tedavisi mümkün mü?
Tabii, aşk acısının tedavisi mümkündür. Ama “Aşk acısı çekiyorum" diyen herkes aynı şeyden bahsetmemektedir. Bazıları terk edilme acısından gelir. Bazıları yanıt alamamanın acısıyla gelir ama aslında bir hukukları bile yoktur. Aşk yaşanmışlık üzerine kuruludur. Dolayısıyla bu hikâyede aşk filan yoktur.
- Tedaviye gelen çoğunlukla hangi temel karakterler?
Hepsinden gelir. Bağımlı da, narsist de, histerik de… Mesela, borderline'lar çok çabuk nesne değiştirdiklerinden karşı tarafın anlamayacağı şekilde çok kolay öfkelenirler dolayısıyla aşk acısıyla gelenlerin bir kısmını da borderline ile sevgili olmuş kişiler oluşturur. Mesela beraber akşam yemeğine gittiler, sevgilisi eski okul arkadaşına denk geldi ve biraz sohbet etti. Borderline, kendisini dışarıda hissettiği için ertesi gün çeker gider. Kişi de ne olduğunu anlamadığı bu terk edilme acısıyla bize başvurur. Benzer hikâyelerle, beklenmedik şekilde terk edilen insanlar da aşk acısı yaşarlar. Çünkü onlar için henüz bitmiş bir ilişki yoktur, hâlâ seviyorlardır, sadece karşı taraf dengesizlikten çekip gitmiştir. Böyle bir terk karşısında da üzülmekte bir tuhaflık yoktur. Her bağın kopması insana acı verir.
-Peki, terk edilmekte insana bu kadar koyan ne?
Farklı nedenler olabiliyor. Mesela bağımlılar için terk eden nesne, önemli bir destek figürü ise ayağının altından toprak kaymış gibi hisseder. "Bütün dünyam kararmış gibi" derler, neredeyse yaşam ünitesinden çekilmiş gibi hissederler. Ama bağımlıların aşk acısı çabuk geçer. Yeni bir nesneye kolaylıkla bağlanabilirler. Narsistikler de terk edilince çok acı çeker.

‘Narsistik karakterler ne kadar sevildiğini görmek için mahsustan kötü davranır’

- Starlıklarını kaybettikleri için mi?
Evet. Şöyle çok fazla vaka gördüm: Narsistik özellikler gösteren kişi beraber olduğu insanı beğenmiyor, küçümsüyor, aşağılıyor. Aslında o kişiyi sevmiyor filan değildir, ne kadar sevildiğini görmek için mahsustan kötü davranıyordur. Karşı taraf her seferinde alttan aldıkça kendisini daha değerli hisseder. Ama karşı taraf, sürekli mutsuz olmaktan sıkılır ve onu terk eder. Narsistin de birdenbire büyük bir aşk acısına gark olduğunu görürsün, şaşırırlar. Çünkü o insanın kendisini sevmesi sayesinde kendisini iyi hissediyordu. Terk edildikten sonra da onu geri kazanmak ister.
Histerikler 3. şahıs nedeniyle terk edilmeye dayanamazlar. Bu herkes için zordur ama histeriklerde 3. şahıs, Philips'e gönderme yaparsak, ödipal üçgeni tamamlayan şahıs olduğu için ödipal acıları pekiştirir. Çocukken siz babanıza çok âşıksınızdır ama babanız her gün başka bir kadınla yani annenizle yatıyordur. Her gün terk edilmişlik acısı yaşarsanız. Sevdiğiniz adam da başka biriyle olmak için sizi terk ettiğinde bütün eski acılarınız açığa çıkar. Büyük bir aşk acısıdır bu.
- Peki, ayrılma sürecinde karşı tarafın işgal ettiği rüyalara ne kadar değer verilmeli?
Rüyalarımız her zaman önemlidir. Rüyalar, bir insanı anlamak için en önemli anahtarlardandır. Çünkü yalan söylemezler; en azından rüyanın ne demek olduğunu kavrayana… Yani, "Rüyamda gördüğüm insanı çok seviyorum" gibi bir şey yok. Ayrıca, unutmamak lazım, rüyadaki insanlar, nadiren rüyada görülen insanlardır. Sevgilini gördün zannedersin, babanı görmüşsündür; babanı gördün zannedersin ama o eski sevgilindir.

‘Aşk acısı terapiyle 2-3 ayda önemli ölçüde azalır’

- Aşk acısı çekene sistematik olarak nasıl yaklaşıyorsunuz?
Diyelim ki zatıâlileri bir aşk acısıyla geldi. Önce güzelce olay ne anlamaya çalışıyoruz. Nasıl tanıştılar, ilişki nasıl gidiyordu vs. O da oraya buraya saldırmadan bugüne kadar nasıl geldiklerini, ilişkilerinin tarihi görüyor. Biz de iki kişinin tarihini almış oluruz. Bu adam kim, babası mı, hangi boşluğu dolduruyor, şimdi gitmesinin anlamı ne?
Epeyce bir insan, geçmişte elde edemediği bir sevgiyi, bu kez elde edeceği varsayımıyla ilişkiye girer. Mesela kendisini iten kakan bir babası vardır.  Bu baba alaycı, burnundan kıl aldırmayan bir tiptir. Kadın da gider, örneğin böyle tiplere âşık olur. Ama kader ağlarını örer, âşık olduğu adam “Orada niye böyle yaptın”, “Neden öyle dedin, salak mısın?" demeye başlar ve kişiyi değersizleştirir. Bir süre sonra da çekip, gider. Siz de kişinin tüm bu hikâyeyi anlamasını sağlamaya çalışırsınız.
- Kişinin hikâyeyi anlaması ortalama ne kadar sürüyor?
Birkaç ay sürer ama kendi kişiliğini çözümlemeyi barındıran bütünlüklü bir çalışma 3-4 sene sürer.
- Kişi hikâyesini anlayınca acının miktarı azalıyor mu?
Büyük ölçüde azalır.
- Ve kendi başına ortalama bir yılda atlatılacak acı 2 ayda...
2-3 ayda önemli ölçüde azalır.
- Söyleşinin başında “aşk, eşi bulunmaz bir insana denk geldiğin hissiyle gelir” demiştiniz. 2 ayda bu kadar kuvvetli bir hissin yaratacağı acıyı nasıl çekip çıkarıyorsunuz? İnsan bu kadar büyük bir kaybın verdiği acıyla nasıl vedalaşabilir?
Çekip, çıkarıyoruz, yepyeni, mutlu bir insana dönüşüyor demedim.  Önemli ölçüde azalır dedim. Kolunuz da eşsiz ve yedeksizdir ama kopunca onun da acısı geçer. Öte yandan insanların biten bir ilişkiye dair acılarının içinde çok sayıda çarpıtılmış algılar vardır. Çoğu kimse sıkıldığı, artık bitsin dediği, kıymet vermediği hatta aldattığı halde, ilişkileri bitince ya da karşı taraf terk edince büyük bir aşkları varmış gibi davranabiliyorlar. Bu ilişkinin bitmesi için dua etmiş olduklarını, sevgililerini kaç kez aldatmış olduklarını, başkalarıyla flört etmekte olduklarını filan görmezden geliyorlar. Ayrıca karşı tarafa ilişkin olumsuz algıları ve yargılarını da unutuyorlar.  Birbirini çok seven iki insanken, çok mükemmel, büyük bir aşk yaşarken, birden bire beklenmedik şekilde terk edilmişler gibi algılamayı seçiyorlar. Çok da uzun sürmeden ilişkilerinin tarihine ve geldiği noktaya dair daha gerçekçi bir algıya sahip olurlar ve bu da acılarını önemli ölçüde azaltır.
- Sizi ziyaret edenlerin yüzde kaçı aşk acısıyla geliyor?
Terapiye gelen insanların azımsanmayacak bir bölümü, ya ilişkileri bitmek üzereyken ya da ilişkileri bittikten sonra gelir. El ele, kol kola gezen insanlar gezmek, denize girmek varken terapiye neden gelsin?
- Doğan Bey, söyleşiyi sonlandırmadan soralım. Tüm bunları aşkı yakalayan biri olarak mı anlattınız?
Gayret eden diyelim. Karıncaya demişler ki, “Nereye gidiyorsun”; demiş, “Hacca gidiyorum.” “Nasıl gideceksin Hacca, ömrün yetmez" demişler, "Hiç değilse yolunda ölürüm" demiş.  Öte yandan hüsrana, hayal kırıklığına uğramış insanlara şunu da söylemek isterim ki, ama aşk günümüzde hakikaten Don Kişot’luk gibi bir şeye dönüşebiliyor.  Sen uğraşıyorsun ama karşı taraf uğraşmayabiliyor.  

KOMPLOCU PARANOİD GRUPLAR

HEDEFİNİ ŞAŞIRMIŞ BİR İSYANIN ÜRÜNÜ OLARAK KOMPLOCU PARANOİD GRUPLAR Doğan Şahin   GİRİŞ Bu yazıda son yıllarda giderek artan her şe...