İzleyiciler

orgazm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
orgazm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2018 Cuma

KARINIZ (veya SEVGİLİNİZ) NEDEN SEVİŞMEK İSTEMİYOR OLABİLİR?


KADINLARDA CİSNEL İSTEK AZLIĞI

KARINIZ (veya SEVGİLİNİZ) NEDEN SEVİŞMEK İSTEMİYOR OLABİLİR?


Prof. Dr. Doğan Şahin



Karınız ya da sevgiliniz neden sevişmek istemiyor olabilir?


Bu sorunun tek bir yanıtı yok. Birazdan okuyacağınız gibi çok farklı nedenler söz konusu olabilir.


Çok farklı nedenlerden kaynaklansa da eşinizin cinsel ilgi ve isteği azsa ilk önce güzel ve yeterli süre sevişip sevişmediğinizi gözden geçirin.


Türkiye’de cinsel birleşme öncesi sevişme süresi ortalama 3-4 dakika civarındadır. Bu süre kadının uyarılması ve cinsel birleşmeye hazır hissetmesi açısından yeterli bir süre değildir. Cinsel birleşme öncesi sevişme süresi çiftin sadece cinsel yaşamlarını değil birbirlerine tutku, düşkünlük hissetme ve özen göstermelerini de önemli oranda etkiler.  Bu açıdan cinsel birleşme öncesi sevişme süresinin 15 dakikadan kısa olmaması uygundur. Cinsel birleşme süresi çok uzun ise ve bu sırada da sevişmeye devam ediliyorsa daha erken birleşme o kadar sorun teşkil etmeyebilir. Ancak 3-4 dakika birleşme öncesi sevişme ve 1-2 dakika cinsel birleşmeden ibaret bir cinsel yaşam birçok kadında hayal kırıklığına ve zamanla da cinsel istek ve ilgi kaybına yol açabilir.


İkinci olarak birbirinizin cinsel istekleri hakkında bilgi sahibi olup olmadığınızı, isteklerinizi konuştuğunuz oluyorsa da bunlara ne kadar özen gösterip göstermediğinizi gözden geçirin. Ülkemizde eşler birbirlerinin cinsel isteklerini, beklenti ve fantezilerini konuşmadıkları için çok fazla bilmezler. Partnerin beklenti ve fantezilerine uygun olmayan sevişmeler yeterince uyarıcı, haz verici ve doyum sağlayıcı olmaz ve bir süre sonra cinsel isteksizliğe ve uyarılma güçlüklerine neden olur. 


Yeterli sürede ve güzel sevişmenize rağmen eşiniz sizinle sevişmek istemiyorsa bunun çok farklı nedenleri olabilir. Bu konuyu daha iyi anlayabilmek için birçok soruya yanıt vermek gerekecek. Bu konuda en çok merak edilen soruları yanıtlamaya çalıştığım bu yazıyı bitirdiğinizde kendinizle ve eşinizle ilgili yararlı bilgiler edinmiş olacağınızı umuyorum. 


Kadınlarda cinsel isteksizlik artıyor mu?


Öyle görünüyor. Son yıllarda giderek daha fazla sayıda kadın, cinsel isteksizlik nedeniyle başvuruyor.  


Daha çok kadınlar mı, eşleri mi başvuruyorlar?

Erkeklerde olduğu gibi kadınlarda da cinsel sorunlar için profesyonel yardım arama en son yapılan şey oluyor. Önce geçer diye bekleniyor, sonra çok da önemli olmadığı düşünülüyor, sonra bir iki arkadaşa çıtlatılıyor, sağdan soldan duyulanlarla kulaktan dolma bir şeyler yapılıyor. Psikiyatriste veya cinsel terapiste ancak sorun epeyce uzadıktan ve genellikle eşin şikayeti ve ısrarlı talebi sonrasında gidiliyor. 


Birçok kadın eşiyle sevişmiyor oluşunu çok fazla önemsemiyor hatta cinsel isteğinin az olmasını ve cinselliğe fazla ilgi duymamasını erdemli ve ahlaklı biri olmasının delili olarak da yorumlayabiliyor.

Bazı kadınlar da cinsel isteksizliklerini yorgunluk ya da aşırı meşgul olmak gibi nedenlerden kaynaklanan geçici bir durum olduğunu düşünmek eğiliminde oluyorlar. Elbette yorgunluk ve aşırı yoğunluk cinsel isteği azaltabilir ama birbirine tutku duyan bir çift, yorgunluktan dolayı öpüşmek, birbirine dokunmak gibi cinsel etkileşimleri veya sevişmeyi tamamen bırakmaz. Her şeyi kendi dışındaki nedenlere bağlamak yorgunluğun da etkisiyle ortaya çıkan bir sorunu çözmeyi engelleyici olabilir. Kadınlarda ikinci çocuktan sonra sık görülen cinsel istekte azalma, çoğunlukla çocukların bakımının verdiği aşırı yorgunluk ve yoğunluğa bağlıdır. Ancak bu şekilde yorgunluğa bağlı gelişen cinsel istek azalmaları yukarıda da belirttiğim gibi çok aşırı boyutta olmaz. 


Kadınlarda cinsel isteksizlik ne kadar sıktır?


Çoğu batılı olan çeşitli uluslarda yapılan çalışmalarda, üretkenlik çağındaki kadınların yaklaşık % 20-30’unda cinsel isteksizlik saptanmıştır. Ülkemizde cinsel isteksizliğin sıklığına dair yapılmış bir çalışma bulunmamaktadır. Başvuru sayısı çok olmasa da muhtemelen batılı ülkelerden daha fazladır. Ancak son yıllarda insanların bilgilenmesindeki artış ile beraber daha sık rastladığımız bir başvuru nedeni olduğunu söyleyebilirim.


Neye cinsel isteksizlik deniyor? Cinsel isteksizlik denmesi için ne kadar azalması gerekiyor?


Daha önceden kadınlarda cinsel istek ve uyarılma bozukluğu ayrı tanı kategorileri iken DSM-5’te bu iki tanı cinsel ilgi ve uyarılma bozukluğu başlığı altında birleştirilmiştir. Birleştirilmeden önce cinsel istek bozukluğu, tanısı ile kastedilen, süreğen ve tekrarlayan bir biçimde cinsel fantezilerin ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin azalmış olması ya da hiç olmaması durumu idi. Bugünkü yeni tanı kategorisine göre ise kişinin cinsel ilgi ve isteğinde ya da uyarılmasında süreğen ve belirgin bir azalma olması durumudur. Şunlardan herhangi birinin olması tanı için yeterlidir; cinsel ilgi ve isteğin azalmış olması, cinsel etkinlik sırasında uyarılma ve haz duygusunun yeterli şiddette veya sürede olmaması ya da cinsel uyarılmanın ıslanma ve kabarma gibi fizyolojik tepkilerin açığa çıkmaması.

Cinsel isteksizlik ve cinselliğe olan ilgi kaybı, cinsel yaşamın tümüne yayılmış ya da bazı durumlarla sınırlı olabilir. Mesela eşiyle sevişmek isteği duymayan biri mastürbasyon yapıyor ya da erotik filmler izliyor olabilir. Cinsel isteksizliği olanlar cinsel etkinliği çoğunlukla kendileri başlatmazlar, eşleri tarafından başlatıldığı zaman da reddedebilir ya da görev gibi kabul edip gönülsüzce sevişebilirler. Keza cinsel istek ve ilgi kaybı olan birçok kadında aynı zamanda uyarılma sorunları gözlemlenir. Cinsel etkinlik sırasında yeterince uyarılmazlar ve haz almazlar. Birçok kadında ıslanma ortaya çıkmaz ya da ıslanma olsa bile sevişme boyunca devam etmez. Cinsel yaşantı sıklığı çoğu zaman düşük olsa bile, eşten gelen talepler ya da fiziksel yakınlık veya samimiyet için cinsel ilişki sıklığı azalmamış olabilir.

Cinsel istek azlığı ile birlikte görülen ya da cinsel istek azlığına bağlı olarak gelişen cinsel işlev bozuklukları neler?



Cinsel istek ve uyarılma bozukluğu olan kadınlarda sıklıkla orgazm olmakla ilgili güçlükler gözlemlenir. Yeterince ıslanma olmaması veya ıslanmanın sürmemesi ile ilgili olarak cinsel ilişki sırasında ağrı, yanma ve acıma görülebilir.

Başından beri cinsel isteği az olan biri ile cinsel isteği sonradan azalan biri farklı mıdır?



Başlangıçta normal bir cinsel isteğin bulunduğu uzun bir dönemin olması tedaviye daha iyi yanıt olabileceği anlamına gelebilir. Ergenliğin başından beri olan cinsel isteksizlikte ise çoğunlukla psikoseksüel gelişime dair sorunlar ya da daha ciddi tıbbi etkenler söz konusudur.

Bir kadın eşiyle cinsel yaşamından neden memnun olmuyor olabilir?



En sık rastlanan neden kişinin hayalindeki cinsel yaşamla, eşiyle sürdürmekte olan cinsel yaşam arasındaki farktır. Birçok kadın eşi kendi istediği gibi sevişmediği halde bu durumu düzeltmek için çaba harcamaz mesela neler istediğini eşine söylemez. Kadınlar bu konuda erkeklerden daha çekingen davranırlar. Birçok kadın cinsellikle ilgili isteklerini eşlerine söylerlerse hafif bir kadın olarak değerlendirilmekten, yadırganmaktan veya kınanmaktan çekinirler. Kadınlar bu kaygılarda tamamen haksız değillerdir, çünkü birçok erkek eşlerinin cinsel olarak etkin olmasından, cinselliğe meraklı olmasından tedirgin olmaktadır.  Birçok erkek için, cinsel olarak çekingen, mahcup ve cinselliğe meraklı olmayan bir kadın daha saygıdeğerdir.  Daha saygın bir kadın mı, daha seksi bir kadın mı istediği konusunda kafası karışık olan erkek, karısının kendisiyle rahatça iletişim kurmasına açık veya örtük bir biçimde engel olabilmektedir. Bizim kültürümüzde birçok erkek, eşlerini zihinlerinde saygın biri olarak korumak pahasına onlarla doyumlu bir cinsel yaşamdan vazgeçerler. Kültür tarafından özellikle cinsel konularda baskılanmış kadın eşi tarafından cesaretlendirilip, teşvik edilmedikçe rahat bir iletişim ve özgür bir cinsel yaşam kuramaz ve baskılanmış cinsel dünyası, cinsel isteği ve uyarılması üzerine olumsuz bir etkide bulunur.


Kadınlardaki cinsel ilgi ve uyarılma bozukluğunun başka ne tür nedenleri olabilir?


Sık görülebilecek belli başlı nedenleri sıralayacak olursak;


Şizoid kişilik bozukluğu: Bebeklik dönemlerinde anneleriyle yakın bir duygusal ve fiziksel ilişki içinde olamamış kadınlarda bir erkekle cinsel yakınlık ve ilişki isteği az olabilir. Bu kişiler kendi başlarına cinsel etkinliklerde bulunabilmelerine karşın bir eşle cinsel ilişki isteği duymayabilirler. Mesela kişi mastürbasyon yapmasına karşın kocasıyla sevişmek konusunda gönülsüz olabilir.

Depresif, bağımlı kişilikler: Annelerine bebeksi bir bağımlılık içinde olan kadınlar eşleriyle ya da sevgilileriyle cinsel olmayan duygusal ve fiziksel yakınlık kurabilmelerine ve bundan haz alabilmelerine karşın cinsel ilişkiye girmeye çok istekli olmazlar. Annelerine de eşlerine de bağımlı ve aşırı düşkün olan bu kadınlar ilişkide destek ve şefkat arayışı içinde olup erişkinliğin gerektirdiği cinsel yakınlığa ilgisizdirler.

Eşcinsellik: Eşcinsel eğilim ve yönelimlerin heteroseksüel bir ilişkide cinsel işlev bozukluğu yaratması şu biçimlerde olabilmektedir; 1- Kişi eşcinsel olduğunun farkındadır. Eşcinsel arzuları ve fantezileri bilinçlidir ve hatta eşcinsel eylemleri söz konusudur. Ancak buna rağmen evlenir ve heteroseksüel bir yaşam sürmeye çalışır. Ancak cinsel arzuları kendi cinsine yönelik olduğundan bir erkekle cinsel bir hayat sürmekte güçlükleri olur. 2- Kişinin bazı eşcinsel fantezileri olsa da eşcinsel arzularını kabullenmek istemez ve bunları inkar ederek bastırmaya çalışır.


Bazen eşcinsel arzularını kısmen doyuran durumlarda eşleriyle birlikte olabilirken, eşcinsel arzularını uyarmayan durumlarda isteksizlik gösterebilirler. Eşinin başkasıyla birlikte olduğu fantezileri kurmak, eşinin eski cinsel ilişkilerini anlattırmak, eşini başka kadınlarla birlikte olduğu fantezileri kurmaya zorlamak bazen da eşini başka bir kadınla birlikte olmaya zorlamak gibi eylemler eşcinsel arzuları uyarabilen ve kısmen doyuran durumlardır. Bazı kadınlarda ise eşcinsel yönelimler heteroseksüel bir ilişkiyi engelleyebilecek ölçüde güçlü değildir ama mesela kadınsı, efemine erkeklerle ilişki kurabilirler. Eşcinsel yönelimi net olan bir kişiyi heteroseksüel bir ilişkide işlev görmesini sağlamaya çalışmak uzun vadede yararsız olacağı gibi uygun bir yaklaşım da değildir.

Cinsel kaçınmalar: Erkeklerde olduğu gibi kadınlarda da cinsel ilişkinin kimi yönlerinden rahatsızlık duyma söz konusu olabilir. Bazı kadınlar eşlerinin kıllarından, cinsel organının kokusundan ya da bir hastalığı varsa rahatsızlık duyabilir ve bunlarla karşılaşmamak için cinsel yakınlıktan kaçınabilir.

Maskelenmiş parafililer: Hiçbir insanın cinsellikte arzuladığı şeyler başka biriyle aynı  değildir. Ancak günümüzde başkalarının cinsel deneyimleri sinema, kitaplar gibi çeşitli yollardan öğrenildiğinden giderek insanların cinsel deneyimleri birbirine daha çok benzemeye başlamaktadır. Bazı insanlar kendi cinsel arzuları başka olsa da gördüğü ve işittiği şeylerin ortalamasını normal olarak kabul edip kendilerini buna uymaya zorlamaktadır. Oysa cinsel sapkınlık olarak kabul edilen teşhircilik, röntgencilik, fetişizm, cinsel sadizm, cinsel mazohizm vb gibi birçok eğilim, hafif düzeylerde çok kişide vardır. Kişinin kendi özel arzularından kaçıp, normal sandığı tarzlara yönelmesi cinsel hazzını azaltır. Bu şekilde tekrarlanan ve doyum vermeyen cinsel deneyimler bir süre sonra cinsel isteği de azaltabilirler.  


Bazı insanlarda ise cinsel arzu cinsel ilişkinin tek bir bileşenine takılmıştır ve bir partnerle cinsel ilişkiye izin vermez. Kişi bu arzularını bastırdığı için de ne parafilik yoldan ne de başka yoldan bir cinsel ilişki kurma arzusu duymaz. Eğer bu tür eğilimler cinsel ilişkiye izin vermeyecek kadar güçlü değillerse, kişinin cinsel arzularını fark etmesini ve cinsel yaşamına dahil etmesini sağlayacak tedavi yaklaşımları yararlı olabilir.

Çocuk sahibi olmak istememek: Nadiren gözükse de özellikle çocuksu veya narsisistik özellikleri dolayısıyla sorumluluk almaktan kaçınan kadınlar, çocuk sahibi olmanın getireceği yükümlülüklerden kaçınmak için cinsel ilişkiye girmekten kaçınabilirler.



Psikiyatrik rahatsızlıklar: Depresyon başta olmak üzere birçok psikiyatrik rahatsızlık cinsel isteği azaltır ya da geçici bir süre ortadan kaldırır. Cinsel isteği olumsuz etkileyebilecek diğer psikiyatrik rahatsızlıklar şunlardır: Yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif-kompülsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, panik bozukluk, özellikle anksiyetenin yoğun olduğu dönemlerde şizofreni gibi psikotik bozukluklar. Cinsel istek azlığı psikiyatrik bir hastalığa ya da onun tedavisinde kullanılan ilaçlara bağlı ise, öncelikle hastalığın cinsel isteği etkilemeyen bir ilaçla tedavi edilme olasılığı değerlendirilmelidir. Psikiyatrik rahatsızlığa bağlı görünen isteksizlik, psikiyatrik sorun düzeldikten sonra da devam ediyorsa seks terapisi ya da soruna yönelik özel yaklaşımlar gerekebilir.

Stres ve üzüntü kaynağı olan olayları: Yas, ekonomik güçlükler, bir yakının hastalığı gibi kişide sıkıntı ve üzüntü yaratan olaylar ya da hayati önemi olan sorunlar cinsel isteği azaltabilirler. Bu durumda kişinin sorunlarına yardımcı olacak, destekleyici tutumlar işe yarayabilir.

Yaşla veya çekicilikle ilgili endişeler: Kadınlar cinsel çekicilikleri ve fiziksel görünümleriyle erkeklerden daha fazla ilgili olabilmektedirler. Bir kadın eskisi kadar güzel olmadığını düşündüğü zaman soyunmaktan ve cinsel ilişkiye girmekten kaçınabilmektedir.

Eşe ilgi kaybı: İlişkilerin ilerleyen dönemlerinde erkeklerin eşlerini anne gibi algılayabildiklerine benzer şekilde kadınlar eşlerini baba gibi algılayabilmektedirler. Bir kadın eşini baba gibi algılamaya başladığı zaman ona yönelik cinsel ilgisi azalabilir. Ayrıca eşin zamanla fiziksel görünümünün değişmesi mesela kilo alması kadının eşine olan cinsel arzusu ve ilgisini azaltabilir.



Yakınlık sorunları: Ciddi şizoid, narsisistik ve obsesif karakter patolojisi olan bireylerde ilişkinin başlangıç dönemlerine cinsel isteksizlik olmasa bile yakınlık ve bağlılık gelişmeye başladığı zaman ilişkiden uzaklaşma arzularının bir yansıması olarak cinsel istekte de azalma ortaya çıkabilmektedir. İnsanlar genellikle yakınlaşmanın cinsel arzuyu azalttığına inanırlar ve evlendikten sonra fazla yakın olduklarından dolayı cinsel arzularının azaldığını söylerler. Bu yargı olanların yanlış yorumlanmasından kaynaklanır. Birçok insanın uzun süreli ilişkisinde cinsel isteğinde azalma olduğu doğrudur. Ancak bu durum sıklıkla ya biraz önce belirttiğim gibi eşin ebeveyn gibi algılanmasına ya da gerçek bir yakınlık kuramamanın yarattığı hayal kırıklığına bağlıdır. İnsanlar bir ilişkiye girdikleri vakit sıklıkla gerçek, samimi ve derin bir ilişki kurabilme ümidi taşırlar. Ancak zamanla anlaşılmadıkları, önemsenmedikleri veya duygusal olarak farklı olduklarını gördükçe arzu ettikleri kadar yakın bir ilişki kuramayacaklarının farkına varır ve uzaklaşırlar. Ancak bu arada birbirlerine bağlanmış oldukları için ayrılamazlar. Yani aslında aralarında güçlü bir bağ olmasına karşın gerçek ve içten bir yakınlık kurulamamıştır bu da çiftin birbirine olan heyecanını ve arzusunu azaltır.

Evlilik çatışmaları: Eşle ilişkideki sorunlar kadınların cinsel yaşamlarını erkeklere göre daha fazla etkiler. Özellikle güvensizlik, kızgınlık, kırgınlık duyguları kadınların cinsel isteğini azalttığı gibi uyarılma ve orgazm güçlüklerine neden olabilir. Bazen de evlilik sorunları depresyona veya anksiyete bozukluklarına yol açtığı için cinsel isteği de bozarlar.

Eşin cinsel beceri eksikliği: Ülkemizde erkeklerin önemli bir bölümü fazla cinsel tecrübeleri olmadan evlenmekte ve eşler arasındaki iletişim eksikliği, utangaçlık, çekingenlik sebepleriyle cinsel yaşamlarını çok zenginleştirememektedirler. Kısa ve birbirinin tekrarı olan ve fazla haz vermeyen cinsel deneyimler kadının cinsel isteğini azaltmakta ve uyarılmasını güçleştirmektedir.



Katı dini ve ahlaki inançlar: Birçok din ve geleneksel ahlak anlayışı kadının iffet ve namusunu cinselliğe uzaklığıyla doğru orantılı bir şeymiş gibi sunar. Açık veya örtük biçimde kadınları cinsellikten uzak durmaya ve erkekleri baştan çıkarıp, günah işlememeye davet eder. Dolayısıyla kadınlar cinsel arzu ve isteklerini kabahatmiş gibi algılarlar ve bu konuda rahat olamazlar. Bir kadının cinsel arzu ve isteklerini kabahatmiş gibi algılaması cinsel isteğini azalttığı gibi uyarılmasını ve haz almasını zorlaştırır.

Tıbbi nedenler cinsel isteksizlik yapabilir mi?


Çeşitli endokrinolojik hastalıklar yani hormon düzeyindeki artmalar veya azalmalar cinsel isteği etkileyebilir. Başta üreme hormonu olmak üzere hormonal patolojiler cinsel isteği etkileyebilirler. Bunun dışında kalp damar hastalıkları, kronik hastalıklar, yorgunluk ve enerji kaybına yol açan tıbbi durumlar cinsel isteği azaltabilmektedirler.



 TEDAVİ

YARARSIZ TEDAVİ YAKLAŞIMLARI

Hormonları normal düzeylerde olan kişilere seks hormonları verilmesi yararsız olduğu gibi uzun vadede hormonal dengeyi bozduklarından zararlıdır.

Cinsel gücü artırdığı söylenen koç yumurtası, kuvvet macunu, bal, pekmez, fındık, fıstık, istiridye gibi çeşitli gıdaların bir yararı yoktur. Ancak kişi bunların yararlı olacağına inanırsa psikolojik olarak güven duygusu vererek kişiyi rahatlatabilir.

Depresyon ilaçları: Depresyonu olmayan birine verilen depresyon ilaçlarının bir çoğu cinsel isteği daha da azaltırlar.

Sakinleştiriciler: Hiçbir yararı olmadığı gibi, özellikle barbitüratlar cinsel isteği azaltırlar.

Tedavi ilkeleri

İstek bozukluğunda nedeni çözmeyi hedefleyen, dinamik yönelimli seks terapisi daha iyi sonuç verirken klasik seks terapisine yanıt oranı nispeten düşüktür.
Tedavide nedenlere yönelik çözümler daha çok önem kazanır. Tedavide çiftin cinsel iletişimlerinin arttırılması, cinsel isteklerini daha rahat ifade edebilmelerinin sağlanması, cinsel yaşamlarındaki kısıtlılıkların kaldırılması amaçlanır. Ancak tedavide en önemli unsur cinsel isteği engelleyen unsurların bulunup ortadan kaldırılması ile kişinin gizli kalmış arzu ve fantezilerinin uyandırılmasıdır.

Güncel ve nispeten daha yüzeyde olan bir etkene karşı gelişmiş cinsel istek veya tiksinme bozukluğunda uyarlanmış seks terapisi yöntemleri işe yarayabilir ve denenmelidir.

Daha erken dönemlere ait, kronik, yaşam boyu özellik gösteren ve derin dinamik nedenlerden kaynaklanan etkenler söz konusu ise sorunun ağırlığına göre dinamik yönelimli seks terapisi ya da uzun süreli psikanalitik terapiler tercih edilmelidir.

Seks terapisi

Evlilik çatışmaları, gebelik korkusu, cinsel fobiler veya kaçınmalar, katı dini inançlar, yaşla veya çekicilikle ilgili endişeler, eşe ilgi kaybı, yakınlık sorunları, eşin cinsel beceri eksikliği, güç dengesizliği, pasif agresif eş ve eşte cinsel işlev bozukluğuna sekonder gelişen istek bozuklukları için öncelikli olarak seks terapisi düşünülmelidir.


Dinamik yönelimli seks terapisi

Cinsel istek bozukluğu, maskelenmiş “perversiyonlar”, kişilik sorunları, cinsel kimlik veya yönelim sorunları, dirençli cinsel fobiler veya kaçınmalar, cinsel dürtüler üzerinde kontrolünü kaybetme korkusuna bağlı ise dinamik yönelimli seks terapisi daha uygun olabilir.


Bireysel, uzun süreli terapiler

Seks terapisi ile sonuç alınamayan ve dirençli ciddi kişilik bozuklukları, cinsel kimlik ve yönelim sorunları, dinamik seks terapisine yanıt vermeyen maskelenmiş perversiyonlar söz konusu ise uzun süreli psikanalitik terapiler yararlı olabilir.



11 Eylül 2014 Perşembe

Orgazm Olan Kadınların Ne Farkı Var?


ÖZGÜRLÜK ve ORGAZM

Prof. Dr. Doğan Şahin
İstanbul Tıp Fakültesi
Psikiyatri Anabilim Dalı, Sosyal Psikiyatri Servisi


ORGAZM VE ÖZGÜRLÜK ARASINDA BİR BAĞLANTI MI VAR?

Geçen yıl orgazm olan kadınlarla, orgazm olamayan kadınları karşılaştırdığımız bir araştırma yaptık. Uzm. Psikolog Sibel Dinç’in yüksek lisans tezi olarak gerçekleştirdiği bu araştırmaya göre, anneleriyle bağımlı ilişkileri olan kadınlar orgazm olmakta sorun yaşıyorlardı. Orgazm olamayan kadınlar annelerine daha yakın oturuyorlar ve gün içinde anneleriyle daha fazla konuşuyorlardı. Yani bir kadın annesine ne kadar sık danışıyor veya annesi ona ne kadar çok karışıyorsa o kadar zor orgazm oluyordu.

Orgazm olan kadınlar anneleriyle daha az sıklıkta iletişim kuruyor, annelerinden daha uzakta oturuyor ama annelerini, orgazm olamayan kadınlara göre daha olumlu tanımlıyorlardı ve anneleriyle daha olumlu ilişkileri vardı. Orgazm olamayan kadınlar annelerini, müdahaleci, sert, otoriter, soğuk vb olarak tanımlarken, orgazm olan kadınlar annelerini daha yumuşak, sevecen, sıcak olarak tanımlıyorlardı.

Babalarıyla ilişkileri bakımından da benzer özellikler gösteriyorlardı, orgazm olamayan kadınlar babalarını daha sert ve uzak olarak tanımlarken, orgazm olabilen kadınlar babalarını sıcak ve yakın olarak tanımlamaktaydı.

Keza kendilerine ilişkin algılarında benzer nitelikler vardı: Orgazm olan kadınların benlik saygısı daha yüksekti.

Orgazm olan kadınların sevişirken aktif olma düzeyi ve sevişmeyi başlatma oranı orgazm olmayanlara göre anlamlı şekilde daha yüksekti.

Orgazm olan kadınlar, olmayanlara göre sevişme sırasında istedikleri veya rahatsız oldukları şeyleri daha fazla ifade ediyorlardı.

Orgazm olan kadınlar arasında mastürbasyon yapma oranı, orgazm olmayan kadınlara göre dört kat daha fazlaydı

Orgazm olmayan kadınların cinsellikle ilgili korkuları ve sevişme sonrası hissettikleri suçluluk duygusu orgazm olanlara göre daha fazlaydı.

Her iki grubun da düzenli ilişkileri vardı, ancak orgazm olmayan kadınlar arasında evlilik, orgazm olan kadınlar arasında ise sevgililik ilişkisi daha yüksek orandaydı.

Sonuç olarak orgazm olan kadınlar olmayanlara göre daha güvenli, daha girişken ve daha özgür idiler.

ÖZGÜRLÜK İLE ORGAZM ARASINDA NASIL BİR BAĞLANTI OLABİLİR?

Bir kadının cinsel ilişki sırasında rahat haz alabilmesi ve uyarılabilmesi için iki ön koşul bulunmaktadır

1.   Erkeğe yönelik belli bir güven duygusu; ilişkiyi bir kullanılma, aşağılanma olarak algılamama,

2.   Cinselliği bir kabahat, suç veya günah olarak algılamama,

Bu koşulların yanı sıra orgazmla ilgili birbiriyle paradoks oluşturuyormuş gibi görünen ama aynı anda başa çıkılabilmesi gereken şu iki özgün psikolojik koşula gereksinim vardır:

1.   Orgazm sırasında algıların bulanıklaşmasını, dünyadan ve partnerden uzaklaşıldığı, bir başına kalındığı duygusunu tolere edebilecek kadar yalnızlığa tahammül edebilme gücü,

2.   Başka bir insanla en fazla iç içe geçme ve hemhal olma durumunu teşkil eden bu çok özel yakınlıktan ego sınırlarının yok olacağı korkusu duymayacak kadar gelişmiş bir ruhsal bütünlük.

Birçok kadın kendi kendilerine, mastürbasyonla orgazm olabildikleri halde bu psikolojik koşulların üstesinden gelemedikleri için cinsel birleşme sırasında orgazm olamazlar. Orgazma giderken yaşanan, kendi hazzını sahiplenme ve kendi hazzının atına binip onunla bir başına şaha kalkmaya cesaret edebilecek özgüven ellerinden alınmıştır. Ya da erkeğe ilişkin yerleştirilmiş olumsuz algılar, cinsel etkinlik sırasında yaşanan çok yakın olma halini bir tedirginliğe ve hazdan uzaklaşmaya dönüştürdüğü için orgazm engellenmiş olur.

KÜLTÜR ORGAZMI MI YOKSA ÖZGÜRLÜĞÜ MÜ ENGELLEMEK İSTİYOR?

İnsan bedeni orgazm olabilecek şekilde gelişmiştir. Düzenli orgazm olmak ruhsal ve bedensel sağlık üzerinde son derece olumlu etkiler yaratır.Düzenli orgazm olan kişiler bedensel ve ruhsal olarak daha sağlıklı olurlar.  Buna karşın çoğu kültür kadınların orgazm olmasını engellemeye yönelik sistematik bir uğraşı içindedir. Daha erken çocukluk döneminden başlayarak, kadınları cinsellikten uzak tutmak, cinsel hazdan mahrum bırakmak ve sonunda orgazm olamaz hale getirmek için, ne gerekiyorsa yaparlar. Kültürel baskılama yetmezmiş gibi bazı kültürlerde kadınların klitorisleri kesilerek zevk almaları ve orgazm olmaları fiziksel olarak engellenir. 

Kültürel baskı ve yönlendirmelerin asıl amacı kadınların cinsel haz almasını ve orgazm olmasını engellemek mi yoksa böyle bir amaç yok ama bu arada özgürlüklerini yitirmeleri bir yan etki olarak mı ortaya çıkıyor? Yoksa asıl amaç özgür olmalarını engellemek ama bu arada cinsel haz alma ve orgazm olma yetileri hasar mı görüyor?

KADINLAR CİNSELLİKTEN NASIL UZAKLAŞTIRILIYOR?

Birçok kültürde bir kız çocuğu dünyaya bir hayal kırıklığı, burukluk, “kız doğdu” sessizliği ile gelir. Büyümeye başladığında uysal, annesine yardım edecek biri olarak yetiştirilmeye çalışılır. Babası ve erkek kardeşleri ev işlerine yardım etmez, hizmet beklerlerken, annesi, kendisi ve kız kardeşleri evin temizliğinden, yemeklerden, bulaşıktan, çamaşırdan  sorumludur.

Hareketlerine dikkat etmesi gerektiği öğretilir, iyi bir kız çocuğu yayılarak oturmaz, çok konuşmaz, çok gülmez, çok koşup oynamaz, uslu olur. 

Ergenliğe doğru bazı anneler ergenlik değişimleri ve adet hakkında bilgi verse de birçok anne çocuğuna doğru düzgün bir şey anlatmaz. Etraftan, arkadaşlardan bir iki bir şey duymuşlardır. Çoğu kız için ilk adet, yeterince bilgi sahibi olmadıkları ve utançlarından anneleriyle paylaşamadıkları için travmatik olarak yaşadıkları bir deneyim olur.

O zamana kadar olan kısıtlamalar daha da artar. Artık erkeklerle ilişkilerinde daha da uzak olmalıdır. Eski erkek oyun arkadaşlarından uzak durması sağlanır. Kandırılıp, cinsel açıdan yararlanılmak istenen bir ava dönüştüğü kavratılır.  Artık oğlanlarla gezmememsi, sınıf arkadaşları ya da komşu çocuklara karşı daha temkinli olması gerekmektedir.

Göğüsleri büyümeye, vücudu şekillenmeye başladığında, kendisini bir hedef haline geldiğini daha çok hisseder; göğüslerini saklamaya başlar, onu ilgi ve bakışlardan uzak tutmaya çalışır. Kendi bedeninden utanmaya başlar. Bu birçok kadında kamburlaşmaya yol açar. 

Oğlanlar da bu dönemde kendilerine öğretildiği gibi kızları uzak, yabancı, bir cinsel nesne olarak görmeye başladıkları için, kızın kendisine öğretilen şeyleri pekiştiren deneyimleri de olur. Daha büyük ya da akranı olan erkekler kendisine bir şey yapmak istediklerine dair imalar, davranışlar, dokunuşlar ya da tacizlerde bulunurlar.  

Biraz daha büyüyüp cinsel arzuları şiddetlendiğinde, çevresinin de kendi kendisine yaptığı baskı da artar. Bu baskılar, cinsel ilişkinin ne kadar acı ve ızdırap verici olduğu gibi bilgilerle pekiştirilir. Cinselliği, cinsel hazzı ve bedenini tanıması için mastürbasyon gibi bir seçeneği vardır ama “suç” olduğu için kullanmaz.

Derken evlenir. Cinsellikle ilgili deneyime dayalı bir bilgisi yoktur, kulaktan dolma duyduğu şeylerin çoğu korkutucudur. Bir şeyler öğreneceği tek kişi eşidir ancak o da fazla bir şey bilmez.

İlk cinsel deneyim, korku ve sıkıntı içinde yapılsa da bir şey anlamaz, bir kısmında ise korku ve endişeler cinsel birleşmeye izin vermez.

Sonunda çeşitli yollarla cinsel ilişki kurmayı başarsalar bile birçok çift, yeterli ölçüde sevişmez, cinsel birleşmeden sonra da kadının orgazm olması için gerekli süreden önce eşi boşalır.

Erkek tedaviye gitmeyi kendisine yakıştırmaz, yeterli uyarılma ve orgazm olmaksızın süren cinsel yaşam, kadının uyarılmasını daha da bozar, sonunda isteksizlik de eklenir. Kadın artık, eşinin cinsel taleplerinin sonunun gelmesini beklemeye başlar. Kendisini çocuklarına verir, başka şeylerle ilgilenir ve kendisi gibi bir kız çocuğu yetiştirir.

Tüm bu süreç sonucunda kadınlar;

1.   Kendi bedenine ve cinselliğe yabancılaşırlar.

2.   Cinsel istek duymayı ve cinsellikten haz almayı bir suç, günah en azından bir kabahat gibi algılarlar.

3.   Cinsel yaşamları üreme ve eşlerinin fizyolojik boşalma ihtiyacını  karşılama vazifesine indirgenir. 

Sonuç olarak kadınlar cinselliği bir kabahat, kötü, kirli bir alan olarak öğrenip, rahatça cinsel haz alamaz hale gelirler. Başka amaçlara hizmet etse de etmese de, kadın cinselliği kültür tarafından törpülenip bastırılır.


ERKEK EGEMEN KÜLTÜR KADIN CİNSELLİĞİNİ NEDEN BASKILAR?

Cinsel haz ve orgazm birçok hazdan çok daha güçlü ve mutluluk vericidir ayrıca iki kişi tarafından birlikte üretilip paylaşılan bir şeydir. İki kişi birlikte güzel bir filmi seyredebilir ya da müzik dinleyebilirler ancak sevişmek, birlikte karşılıklı üretilen ve paylaşılan ortak bir haz olması dolayısıyla çok daha yakınlık sağlayan ve mutluluk veren bir deneyimdir. Cinselliğin önemli haz kaynaklarından biri de haz vermekten duyulan hazdır. Kişi sevdiği kişiyi mutlu edebiliyor olmaktan, onun zevk almasını sağlamaktan da hem zevk alır hem de mutluluk duyar.

Erkek egemen kültür, kadınların cinsellikten haz almasını ve orgazm olmasını engelleyip, kadını döllenme yeteneği olan şişme bebeklere çevirirken kendi cinsel hazzından ve mutluluğundan da vazgeçmiş olur. 

Peki, erkek egemen kültür kadınların cinsel yaşamını baskı ve denetim altında kısıtlı bir hale getirirken erkeklerin cinsel yaşamlarını tamamen özgür mü bırakıyor?

BİR ERKEK NASIL YETİŞİR?

Doğduğunda bayram edilir. Annesi, bir erkek çocuk doğurduğu için guruludur. Büyürken üstüne düşülür. Erkekliği her zaman vurgulanır. Erkek adamın neler yapması gerektiği öğretilir: Yani erkekler ağlamaz, duygularını belli etmez, başarı için uğraşması gerekmektedir. Aktif ve bağımsız olması, girişimci olması konusunda özendirilir.

Ergenlik döneminde cinsel ilgileri üzerinde baskı uygulanmaz. Mastürbasyon yapmaları aşırıya kaçmamak koşuluyla hoş görülür.

Bu dönemde oğlanlar kızları nasıl cinsel nesne olarak kullanabilecekleri üzerine kafa yorar ve genellikle birbirlerine gerçek olmayan hikayeler anlatırlar. Bu hikayeler çoğunlukla bir kadını kendi cinsel arzularının nesnesi haline getirme öyküleridir. Oğlanlara da cinsellik pis ve kötü bir şey olarak öğretilir ancak bu kötü şeyi, “kötü” kızlarla yapmak o kadar büyük bir kabahat değildir. Dolayısıyla oğlanlar kızları ikiye ayırırlar: Cinsel arzularının nesnesi olabilecek, saygı duyulmayacak kızlar ile cinsellikten uzak, saygı duyulacak ve ancak “temiz” bir aşkla sevilecek kızlar.

Oğlanlar gençlik döneminde tıpkı kızlar gibi daha çok kendi cinslerinden kişilerle arkadaşlık eder, kızlarla onları fazla önemsememek, aşık olmamak hele hele aciz durumlara düşmemek koşuluyla ilişki kurabilirler. Bir kıza aşık olan ve kız saygılı davranan oğlanlar erkek grupları tarafından aşağılanır. Kızları fazla takmamak ve önemsememek gerekmektedir.

İlk cinsel deneyimleri genellikle paralı bir ilişki biçiminde olur. Rahat edemedikleri, çekinerek gittikleri ve fazla bir şey anlamadıkları bu ilişkileri büyük maceralar olarak anlatırlar.

Sonunda uygun, ahlaklı ve el değmemiş bir kız bulup evlenirler. Evlendiklerinde de eşlerini fazla önemsememeleri, romantik olmamaları gerekir.

Erkekler tüm bu süreç boyunca, gösteriş yapmayı, iddialı olmayı, kendilerini ispat edecek şekilde davranmaları ve başarılı olmak için etraflarını kontrol edebilmeyi öğrenirler.  Bu başarı ve gösteriş merakı, kurdukları ilişkiler içinde de ortaya çıkar ve gerçek bir yakınlığı engeller.   

KADININ VE ERKEĞİN SAKATLANMIŞ CİNSEL YAŞAMI TOPLUMA NE KAZANDIRIYOR?

Erkekler kültür aracılığı ile kadını cinsel hazdan yoksun bırakırken, kendi cinsel yaşamlarını da sakatlamış olurlar. Sonuçta her iki cins için de cinsellik olabileceği kadar keyifli ve mutluluk verici bir şey olmaktan çıkar.

Kadının ve erkeğin cinsel hazlarının sınırlandırılması, cinsellik için kullanılacak enerji ve zamanın kültür için kullanılmasına olanak verir.

Cinsel haz ve cinsel doyumun sorunsuzca yaşandığı bir yaşam, başka şeylere olan ilgiyi azaltır. Özgürce yaşanan cinsellik, başka şeylere olan ilgiyi çok azaltacaktır. Çalışma, rekabet, hırs, daha çok şeye sahip olma isteği, sonu gelmeyen bir açgözlülükle tüketme ve ancak tükettikçe, bir şeyler satın aldıkça mutlu olmak, layığınca yaşanmayan cinsellik sayesinde gerçekleşebilmektedir. Cinsel enerjinin tüketilmemesi ve bastırılması sayesinde, cinsel enerji  reklamlar ve sembolizasyonlar yoluyla cinselleştirilen bu alanlara akar.

Ancak erkekler yararına çok güçlü olmasa da bir çifte standart söz konusudur. Her iki cinsin cinsel yaşamı da kültür tarafından budanmış olsa da, özellikle varlıklı, yani gerçek egemenler için ek bir “iyi seks” olanağı evliliğin paralelinde her zaman vardır.

Geniş yığınlar için bu olanak genelevler gibi kötü ek seçeneklerle sınırlıyken, daha varlıklı ve gerçek egemenler için, çok sayıda eşle evlenmekten,  evlilik dışı ilişkilere, paralı ilişkilere  varan bir dizi paralel yapılanma söz konusudur.

Sonuç olarak kadınlara ve erkeklere uygulanan baskıdan, egemen sınıfın erkekleri o denli etkilenmez, kazançları ise, çalışan ve kendileri için üreten, boyun eğmiş insan topluluğudur.

UMUT VAR MI? VARSA NEREDEDİR?

Tüm bu olumsuz koşullara rağmen kendi bedenlerine ve cinselliklerine sahip çıkan daha özgür kadın ve erkekler çıkabilmektedir. Geleneklerden ve kültürden özgürleşen kadınlar, onları sayıp seven erkeklerle daha keyifli, mutlu ve doyumlu bir yaşam kurabilmektedirler.

Kadınların ve erkeklerin cinsel yaşamlarını ve özgürlüklerini engelleyen bu süreçler iki taraftan da değiştirilebilir. Yani daha özgürce yetiştirilen bireylerin daha mutlu cinsel yaşamları olacağı gibi, cinsel yaşamlarında mutlu olmak için gayret edip bunu gerçekleştirenler daha özgür kişiler olacaklardır.

Sonuç olarak özgürlük ile cinsel mutluluk ve doyum arasında karşılıklı diyalektik bir ilişki vardır. İnsanların özgürleşmesi cinsel yaşamlarını olumlu yönde etkileyecek ve gene cinsel yaşamlarının düzelmesi daha özgür olmalarına yardım edecektir.

KOMPLOCU PARANOİD GRUPLAR

HEDEFİNİ ŞAŞIRMIŞ BİR İSYANIN ÜRÜNÜ OLARAK KOMPLOCU PARANOİD GRUPLAR Doğan Şahin   GİRİŞ Bu yazıda son yıllarda giderek artan her şe...